---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..

Çileyi koklayıp gül niyetine,
Zindana girersen beni de çağır.
Sabrı, kanaatı bal niyetine
Ekmeğe dürersen beni de çağır.

Bazen iki dünya sığar içime,
Bazen iki güneş doğar içime.
Bazen gam yağmuru yağar içime
Sen beni ararsan, beni de çağır.

Dostların var ise divanelerden,
Göz yaşın aktıysa minarelerden.
Binlerce senelik viranelerden
Birşeyler sorarsan, beni de çağır

Ezelin ezelden öncesi vardı,
Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı.
Zaman yumağına bizi kim sardı?
Aklını yorarsan beni de çağır.

Dışarda göz yanar, içerde yürek,
Taahhüt ehline tahammül gerek.
Mazlum yarasına merhem diyerek
Göz yaşı sürersen beni de çağır

Abdurrahim KARAKOÇ

...
Ey Gönül!
Sen mânâya mı bakarsın söze mi?
Mânâ her şuurda aynıdır ama söz dil sahibine göre değişir değil mi?
Sen Sevgilinin mânâsına mı aşıksın ismine, cismine mi?
Sen Sanatkâr'a mı aşıksın sanatına mı?
Sen Leyla'da ki batıni, hakikî Leyla'ya mı aşıksın yoksa yalnız zahiri, fâni Leyla'ya mı;
Sen güneşe mi aşıksın yansımasına mı?

...

"Alıntı...


Cennete duyuramayacağın sözleri alma dudağına. Cennetliklerin kulak vermeyeceği seslere emek verme. Sen de cennetlik olasın, sözlerin de. Çünkü "duyulmaz orada boş söz ve yalan." [Nebe, 35] Bir kardeş bul kendine. Kendisine "boş söz ve yalan" duyurmayacağın bir kardeş. Kendisinden "boş söz ve yalan duymayacağın" bir kardeş. Sadece bir kardeş... Cennette duyulmayacak sözlerin duyulmadığı yer, cennet değil midir?

SenaiDemirci

“Cami imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesuphanALLAHlar, ‘estağfurullah’lar çektirir hoca efendiye, hem de peş peşe: CEN.NET CAFE Cafe işleten delikanlıya: — Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin? — Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulunduğu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. — Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, İNTERNET_cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesuphanALLAH daha çeker ve: — Ahir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayıflanır, istemeden: - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar. Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir: — Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün? — Buyurun amca, ne soracaktınız? — SenAllah'ı bilir misin? Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir 'fesuphanAllah daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır. Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak: — Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini: — Biliyor musun? Peki, neyle biliyorsunALLLAH, bana bir anlatır mısın? Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir: — Bu bilgisayar ile biliyorum amca. — Bunlarla mı? Pek anlayamadım. — Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca, böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafından yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: 'Bu Alet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.' Darwin bile 'çüş lan deve' der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir: — Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım? — Bak amca, burada 20 tane ,bilgisayarlar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; Yani bir anlamda da farzi muhal buranın tanrısı benim. Bazen oy un oynayıp,internet- i kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakalıyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı 'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum. Internet-cafeyi temizletiyorum, paspas yapıyorlar, camları sildirip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi? — Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki, Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin? — Ben Allah'ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca. — Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle ,bilgisayarlar işaret etti: — Yine bunlar sağ olsun. Bu yapan mühendisler başkadır,bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka,bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi. — Peki, varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun? — Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum. — Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım. — Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu söylemeli, O'nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildiğim bundan ibaret.| - Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki! — Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayrı, usulüyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun Hacker, benim sistemimde ki NEFS virüsünü aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirüs programı bulmam lazım belki de… — Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: NAMAZ — Eveeet amca, NAMAZ anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, günde beş kere da bağlanırız. Böylece sürekli güncellenir.”
alıntı...


Üzülme!.. Dert etme can!.. Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan... Ne mutlu sana!.. Elinde olmayanları söyleme bana... Elinde olanlardan bahset can!… Üzülme!.. Geceler hep kimsesiz mi geçecek?.. Gidenler dönmeyecek mi?.. Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede.. Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış... Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta... Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?.. “Hüzün olgunlaştırır” ...“Kaybetmek sabrı öğretir”...
*********************************************************



"Sevdanın hası sese gelmez, söze de gelmez. Sessiz yaşanır."

Murathan Mungan
*********************************


Zamanı yıllarla tartanlar yanılırlar,
Hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle..
Hatta çoğu zaman kendiyle bile..
Yaşanır,içini tohuma bırakır.
Geçer gider,
Geçmez sandıkların bile..


Murathan Mungan









**************************************************************************
**************************
Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.


Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak....
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri...

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine 'gül', inleyen birine 'sus' dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!
Şu adâletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı.


Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
Güneşin doğusunu
seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!


Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!


Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...



Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...! *

Can Dündar
******************************************



Yasla Başını ve Tüm hayatını ALLAH 'ın Sesine



TARİHTEN BİR kesit. Yer: Mekke Zaman: 500 ler…

Yaralı bir insanlık.
Yaralayan da kendisi, yaralanan da!

Ka’be’nin arka sokaklarda genelevlerde babaların faiz borçlarına karşı ellerinden alınarak çalıştırılan kızlar-kadınlar…

Kız çocuklarını daha baştan gömmek zorunda kalarak bu korkunç acıdan uzaklaşmaya çalışan insanlar…

Köleler…Ezilenler…Alınıp satılan Kadınlar…

Onursuzluk, ve Rant kapısı Kureyş!

Güçlülerin haklı ve hakim olduğu bir zamandı!

Kendi içindeki sorunlarla hesaplaşacak bir algı vardır,Mekke’de.

Ve bir gün bir mağaranın bağrında bu algıya seslenir ALLAH ve der ki:

“İqra, bismi Rabbikellezi halaq-Halaq’al insane min alaq-İkra ve rabbuke’l ekrem”

Yaratan Rabbinin adıyla Oku-O insanı alaq’dan/sevgi-ilgi-alakâ’dan yarattı

Oku, senin rabbin Kerem’dir!

SEN-İ u BEN-İ= oluşturan/olgunlaştıran Rabb: Kerem!

İnsan Rabb Paralelliği!

Rabb’in kendisinden ilk olarak Kerem oluşundan söz açmasının nedeni:

İnsanın Bencil-Hırslı-Biriktirip Yığan-Sınıflara Ayıran hastalıklı yanına bir ŞİFA göndermesidir!

Rabb Kerem: ise O’na inananların pratiği de Cömertlik-Dağıtmak-Paylaşmak olmalı

Rabbin Kerem olması insanda bir ALGI’nın oluşması içindir. Bu Algı bir İman halini almalı.Pratiği de bu İmanın sonucu olacaktır.

İnsan nereden bozulduysa ALLAH düzeltmeye oradan başlar

İnsan nerede kaybettiyse ALLAH oradan bulmaya çağırır

İnsan nerede tökezlediyse ALLAH oradan kalkıp doğrulmaya çağırır insanı

Öyleyse Oku Yaratan Rabbinin adıyla

O seni sevgi-ilgi-alakâdan yarattı

İnsan: Sevgi-İlgi-Alakâdan yaratıldı ise; Sevmeyen-ilgilenmeyen-alaka kurmayan=İNSAN değildir!

Sevgi-İlgi-Alakâ = Çeker
Sevgisizlik-ilgisizlik- alakâsızlık = İter

Kimler evine döner = Evini sevenler
Kimler evini terk eder = Evini sevmeyenler

Yaratılış: Sevgi-İlgi- Alakâ ise
Ölüm : Sevgisizlik-İlgisizlik-Alakâsızlıktır!

Besmele: Başlamaktır-Başlangıçtır

Bağışlayan ve Koruyan ALLAH‘ın adı ile…

İnsanı yaratmaya: Sevgi-İlgi-Alakâ’dan başlayan
O’nun bağışlamasına korumasına sığınarak başlayan İnsan

İle İnsan arasındaki yarat(ıl)ış ortaklığının anahtar kelimeleri:

Sevgi

…İlgi

……Alakâ

………Korumak

…………Bağışlamak!

O halde O halde

Kendinizi Sevin = Eşinizi Sevin

Kendinizle İlgilenin = Eşinizle ilgilenin

Kendinizle alakâ kurun = Eşinizle alakâ kurun

Kendinizi Bağışlayın-koruyun = Eşinizi bağışlayın ve koruyun

(Kişisel bunalımları-depresyonLARI- (Evliliğin yıkılmasını önler)

O halde acılı Mekke ortamına geri dönelim

Sevgisizliğin-alakasızlığın-köleliğin-öldürmenin-faizin-katliamların-Çöl’ün ortasında

Bir yetimin kalbinden ALLAH ‘ın insanlığa seslenişi: Bir annenin evladına seslenişi gibidir!

Ah Muhammed!

Kırdılar mı sizi?

Kiminizi köleleştirip-kiminizi sattılar mı?

Korktunuz mu?

Güvenmeyi mi kaybettiniz?

Kirlendiniz mi?

Pislendiniz mi?

Canınız mı yandı?

Kan mı sıçradı üzerinize?

Yalanlar mı sıçradı?

Putlar mı sıçradı?

O halde İnsanlık tarihinin önüne çıkıp Yaratılışı yeniden hatırlatalım mı seninle?

Oku!

Yaratan Rabbinin adıyla!

O seni İlgiden-Alakâ’dan yarattı

Senin Rabbin çok cömerttir

Kalemi kullanmayı öğretti

Ve bilmediğini….

Acılarını al!

Yasla başını ALLAH‘ın sesine!

Kıs sesini!

Dinle: Seninle konuşan Rahman ve Rahim olan ALLAH‘tır!

Senin de aradığın şeyler bunlar mağaralarda!

Haydi Sarıl ALLAH‘a

Secde Et ve Yaklaş



Alıntıdır



*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters