---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..
Düşmanından bir kez sakın

Dostundan bin kez sakın!

Çünkü dostluğunuz bozulursa şayet bir gün

Sana nasıl zarar vereceğini çok iyi bilir dostun!



Bazi şâki vardır velî görünür.

İbni Mülcem iken Ali görünür..

(şaki: eşkiya
İbni Mülcem : Hz Ali'yi öldüren)

bu dünyayı kuran mimar ne hoş sağlam temel atmş.
insanlığa Ibret Için Kısım Kısım Kul Yaratmış.
kimi yaya kimi atlı kimi uçar çıft kanatlı
dünya şırin baldan tatlı. eyvah balı tuza katmış.

aşık veysel 




“Canıma bir merhaba sundu ezelde çeşm-i yar /
Şöyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim”



Allah'u teâlâ intikamını kul eli ile alır
İlm-i fıkhı olmayan bunu kul yaptı sanır





 
Kimin bahçesi viran olmuşsa
suçu kendinde arasın

Çünkü bahçe kapılarını herkese açmak
akıllıca bir yüreğin işi değildir.

Meltem girecek diye beklerken
fırtınalar kırıp geçer bütün dallarını

Eller var.

Karıştırıcıdır. Her şeyi karıştırır. Münasebetsiz ellerdir bu eller. Olur olmaz yere sokulur. Girmemesi gereken yerlere girer. Karıştırıcı eller, pislikten kurtulmaz. Çünkü karıştırma aşkı her şeyi kapsadığı için, bunlar arasına pislik de girer. Bu tür eller bulaştığı pisliğin faturasını kendi karıştırıcılığına kesmez. "Oralarda ne arıyordun?" diyene, "Öyle her şeyi ve her yeri karıştırırsan, boyuna kadar necasete batarsın" diyene söyleyecek bir sözü yoktur.

Eller var.

Düzenleyici ve düzelticidir. Çapak gördüğü göze yumruk olmaz. Kimseye hissettirmeden, bir ana şefkatiyle o çapağı alır. Yüzün ve gözün güzelliğini çapağa feda etmez. Değdiğini bozmaz, düzeltir. Düzelteceğim diye "düz" hatta "dümdüz" etmez. Çünkü bu eller, amuda kalkıp da dünyayı düzeltme iddiasına soyunan "ters"lerin elleri değildir.

Eller var.

Hiçbir taşın altına girmeye yanaşmaz. Nice taşlar, kayalar, dağlar kaldırılır. O pamuk eller arazi olmuş, ortalardan tüymüştür. Ara ki bulasın. Israrla o elleri arar gözleriniz, ama yok. Sıkıntıya gelemez pamuk eller. Fakat dağlar gibi taşları taşımaktan yorgun ve bitap düştüğü için ayağı sürçenleri, tökezleyenleri görmeye görsün bu eller. Hemen ovuşturma vaziyetine girerler. Utanmadan yakasına sarılır, tokatlamaya yeltenirler. Utanmaz eller. Taşın altına sokmaya gelince toz olan bu eller, yakaya sarılmaya gelince aslanpençesi kesilir. Kırılası eller o eller.

Eller var.

Pamuk değil, nasır tutmuştur. Neden olacak? Elbet, her yarım kalmış yükün altına girdiği için. Her hayırlı teşebbüsün ucundan tuttuğu için. Her yükü ağıra el atığı için. Her yolda kalmışın kolundan tutup kaldırdığı için. Her dermanı tükenmişe derman kattığı için. Öpülesi eller o eller.

Eller var.

Vuracağı yeri bilmez, duracağı yeri bilmez. Kabarmış bir koltuğun elleridir bunlar. Sürekli tokat halinde gezer. Hiçbir şey bulamazsa, havayı tokatlar, suya yumruk atar. El ele vermişler zincirine girip, diğer ellerle birleşmez bu eller. Aksine birleşmiş elleri çözüp ayırır, kırıp koparır. Kırıp koparacağı başkalarının eli tükenirse, bu kez kendi ikizine yönelir, onu kırar, ona vurur.

Eller var.

Vuracağı yeri de bilir, duracağı yeri de. Dostu da tanır, düşmanı da. Yalnız dosta değil, düşmana bile rahmettir o eller. Yara sarar, ayıp örter. Bir ananın elleri gibi, okşayacak yetim, yaşını silecek öksüz, sıvazlayacak kırık yürek arar. Yıkılmışları yapar, dağılmışları toplar, yarımı tamamlar, tamamı kucaklar, ayrılanı birleştirir, birleşeni sıklaştırır.

Eller var.

Her önüne gelenden bir şeyler ister. Hiç işe girişmez, hep beleşe girişir. Sürekli istemek için açılır. Almaya bayılır, vermekten nefret eder. Bu ellerin bildiği tek dua "Rabbena hep bana"dır. Böyle elleri bin kez de doldursanız, bin birinciyi ister. Hapsini de kendi cebine boşaltır. Başka elleri de görmek gibi bir derdi yoktur. Bencil eller bu eller.

Eller var.

Hep almaz, ama hep verir. İddialı değildir, fakat kararlıdır. O elleri herkes ortalarda görmez. Muhatabının gözüne sokulmaz. Alkışı hak edeni alkışlamaktan çekinmez, fakat kendisi alkış istemez. Verirken görünmemek için köşe bucak saklanır. O eller, bir Allah´tan ister, başkasından istemektense taş kesilmeyi tercih eder. Fedakâr eller o eller.

Eller var.

Sürekli bedduaya durur. Bedduaya duran, suizanna ayarlı, kara yüreklere bağlı eller bunlar. Armudun sapı der, beddua eder. Üzümün çöpü der, beddua eder. Kusursuz kadı kızı arar, fakat kendisi pür-taksirdir. Herkese beddua için açılan bu uğursuz eller, herkesin ellerinin kendisi için duaya kalkmasını bekler. Bunu bulamadığında da yumruk olur, sağa sola saldırır. Haddini bilmez, kadir bilmez eller.

Eller var.

Sürekli duaya durur. Peygamberlerin ellerinden bir hisse kapmıştır. Dostlarına değil sade, düşmanlarına bile duaya durur. Sevdiği güllerin dikenleri tarafından kanatılınca, gülü kökünden sökmeye kalkışmak gibi bir cinayet işlemez bu eller. Aksine, gülünü sevdiği için, kendini kanatsa da, dikenini de sever. İçinde hayır olan bir yüreğe bağlı eller bunlar. İçinde umut ve sevgi olan bir yüreğe bağlı eller;

Ellerinize bakın, kendinizi tanıyın! Zira onlar, sizin aynanızdır.

Allah´ım! Ellerimizi bırakma!

Bir ince iştir yaşamak dediğin .Sana yürümek düşer! çünkü yol olur yeryüzü yürümeyi bilene yeterki vakar olsun duruşun özlemli olsun yürüyüşün yürümek kavlin olsun ahdin olsun vefanolsun vur kendini yollara imdada sesin olsun dara uzansın ellerin zora dayansın bileğinolurda sürterse ayağın dayandığın rabbin olsun


   

ilk defa görüyordum. Maviydi. Sapından tuttu. Diğer eliyle ucundaki tekerleği çevirince;
“çınn” sesi geldi. Yere koyup azıcık itti. Aynı çınlama yine duyuldu... Sonra bana uzatarak;
-Yürüt bakalım, dedi. Yürüttüm. Çınladı tekerlek...
-Beğendin mi? Diye sordu. Başımı salladım.
Yanımda kocaman dedem, elimde çınlayıp duran mavi beyaz tekerleğim; içimde kuşkanatları ve gözlerimde yıldızlarla yürüyorduk şimdi çarşının ortasında...
-Acıktın mı, dedi. Başımı salladım.
Simit, açma, börek, çörek gibi şeyler satan bir yere girdik. Camekânlı tezgâhın önünde durduk...
-Hangisinden istersin, dedi. Parmağımla gösterdim. Ondan aldı...
Sonra, bana pek çoğunun tadına baktırarak; “mahalledeki çocukların seveceği şekerleri” seçtirdi.

Başka bir dükkânda; “ninen için bu kumaşlardan hangisini alayım” diye sordu. Baktım baktım ve birini beğenip gösterdim... Oradaki adam güldü o zaman bana. Dedem de güldü ve;
-Haklısın. Bu ayılı kumaş en güzeli, dedi. Ama sen yine de çiçekli dallı birini seç ki, bu yaşta hanım sopası yemeyeyim...
Padişah yaptırmış ya hani, işte o caminin bahçesine gittik... Zaten dedemin elindeki torba iyice büyümüştü. Şadırvanın kenarında oturdular. Yanında iki ahbabı vardı. Çok muhtaç birisi varmış da, onun bazı ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarını konuşuyorlardı... Aralarında para topladılar ve birisi bunu emanet aldı.
Ben geniş bahçede dolaşıyordum. Caminin sağında beyaz minare, onun yakınında tabut konan musalla taşı, daha ileride mezarlar ve onlarla aramızda yeşile boyanmış parmaklıklar vardı... Yaklaşınca daha iyi duydum o kedi yavrusunu. Dikkat edince gördüm ki, bir köşeye büzüşmüş... Küçücüktü. Kuyruğu ince bir ip gibi uzamıştı. Gri çizgili tüyleri ve çipil çipil gözleri vardı. Halsiz bir ses çıkarıyor, sanki ağlıyordu...
O zavallı için ne yapacağımı düşünürken, bitiremediğim böreğimin artan kısmını hatırladım. Dedemin yanına kadar koştum hemen. Arkadaşları gitmişti. Abdest alıyordu.
-Ne var, diye sordu...
-Bir yavru kedi var, dede... Yapayalnız. Karnı aç. Benim böreğimin peynirinden ona da versem olur mu?..
-Ver tabi oğlum. Ver ki senin olsun, dedi...
-Kedi mi benim olacak?
-Kedi kendi bilir senin olup olmayacağına. Ama ona verdiğin, ona yedirdiğin senin olur...
Sonra belini doğrultarak;
-Şimdi iyi dinle beni! Diyerek devam etti...
Aldığın senindir sanırsın, ama senin olmaz... Eline geçeni yersin biter, kullanırsın eskir, kaybedersin gider, ama hesabını sen verirsin.
Aldığın senin olmaz oğlum, verdiğin senindir asıl...
Birine bir şey versen, birini doyursan, hatta birine tebessüm edip gülümsesen; defterine sevap olarak yazılır. Silinmez bu hiç... Eksilmez... Eskimez... Ve hesabı artık senden sorulmaz...
Ver ya oğlum. Çünkü verdiğindir senin.
Şu dünya bile senin olsa, ondan sana kalan, sadece verebildiğindir...

Muammer Erkul
Üzerimize cemaliyle
Yumuşacık ve şeker tadında
Karlar indirip,
Celaliyle dağları
Ve yolları kara bürüyen
Rabbimiz kalplerimize
Kar tanesinin paklığını indir.
Mutluluklarımızı
Kar taneleri sayısınca çok eyle.
Hüzünlerimizi
Rahmetinin dokunuşuyla
Kar taneleri gibi erit.
Dostluklarımızı her bir
Kar tanesi gibi
Özel ve güzel eyle.
Bizi senin rızan yolunda
Uçuşan kar taneleri eyle.
Günahlarımızı gufranının
Karında yıka ve temizle.
alıntı






Ey kâinatı bin bir çeşit güzelliklere saran Rabbim!Ruhumu güzelliklerine ve güzelliğine kör etme!Ey haşmetiyle kâinatı kuşatan!Marifetini sar gönlüme!Her şeye tam karşılığı veren Hakîm!Esmanı mühür gibi vur, Şu günahkâr gönlüme! 

İnsan OLmanın YoLu Allah'a İnanmaktır. Elden Alemden Önce Kendinden Utanmaktır. Hayatın Tek Aynası Yaptığına Bakmaktır

Click the image to open in full size.
Susmak mânâ eksikliğinden değil, belki mânânın derinliğindendir..." Hz.Mevlana


ÖyLe ucuz değiL GÜL kokLamak..
GÜL tutan eLe diken batmaLı..
Bir AŞK 'a gönüL veren_'O' AŞK'ının kapısında yatmaLı..!!
Click the image to open in full size.
Tövbe kapısı açık dediysek, yeni günahlara koşman mı gerek? İster ßilerek, ister ßilmeyerek,ßirde kul hakkı var unutmaman gerek!

Click the image to open in full size.Click the image to open in full size.
Ey nefsim! Ecel sana yaklaşmakta, Cennet ve Cehennemden
biri, seni beklemektedir. Ecelinin, bugün gelmeyeceği ne malûm?
 




** Sen kendini biliyorsan, bil ki kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. Unutma gereksiz eleştiri sadece gizli hayranlıktır./Cengiz Aytmatov


*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters