---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..

Doksan dokuz tesbihte sabır diye çektiğim ah’dı ardına bıraktığın aşk
Gecenin karanlığında bir namazlık pişmanlığımdı ki

Kaldıramıyorum başımı seccadelerden şimdi
Susmuyor içimin nehirleri,
Coştukça sen bileniyorsun sayfalara, ben kesiliyorum hiçliğin adı.
B/akma gönlüme; kanıyorum.
Gölgeni düşürdüğüm sayfalara s/özümü d/ağlıyorum.
Aşkın mürekkebi kandı,
Düş(ürül)düğüm kuyularda kan kusuyorum.
Mahşerde mizanımım sol kefesine ağır düşüyor gülüşün,
Gülmeleri yasak eyliyorum yüzüme.
Hükmü vurdum ömrüme;
İçimde harlanan cehennemde yanmak düştü hisseme.
Ve sen!
Suskunluğumun örttüğü içimin toprağında (g)ö(mü)lüsün
Ardına akıbetin için dualar düştüğümsün
Ben hiç kin büyütmedim kalbimde.
Bu yüzden hüznü gözlerime mübah kıldı aşk.
Faili olmadığım günahları da aldım üstüme.
Bedelini ödediğim kara kefenlerde aklayamıyorum şimdi ruhumu.
Musalla taşına düşürdüğüm hayalleri yağmalıyor yüzümden düşen damla
Ah uğruna ömrümü sadaka verdiğim sevda!
Ne yüzsüzsün ki hala dileniyorsun kapımda
Uslanmaz yanına biçemezken paha,
beş kuruşa satıyorsun hicabını.
Şimdi öldür içinde benden kalanları !
Bulanık suda ellerini yıkama telaşına kapıl git!
Susuzluğunu başkalarının yüzünden düşen gözyaşıyla dindir.

Ve sen ol yine dillerden yüreklere akmış cinayetin zanlısı.
Günahkar bir çocuğu doğuran gecenin sancısı…
Farkında değimlisin?
Katladıkça günahlarını sandukanda,
yolunu gözleyen olacak, kabir azabı
Biliyorum,
Ne desem nafile!
Çözemeyeceksin sözcüklerin sırrını.
Diriltmeyeceksin ruhunu tövbeyle yıkanmış seccadenin kucağında.
Dört duvar arasına sıkışıp kalsa da ruhun,
Dökmeyeceksin pişmanlığını gecenin koynuna.
Dur biraz!
İnsanlığını hatırla.
Ve ağla artık katliamına
Ağla artık katliamına…


Olmaz gönlüm, olmaz öyle! Keskin sirkenin akıbeti malûm. Dört mevsimi yaşayan bir cennetin bağrında büyüdün de sen, onun için böyle bir baharı ve yazı özlersin. İstersin ki çabuk geçsin fırtınalı sonbahar, ayaza durmasın kışlar. Dedim ya, sen dört mevsim hesabını yaparsın yaşarken duygularını. Ama bilmelisin herkes buralı değil. Bilmelisin, güneş görmeyen yurtlar var.

Olmaz gönül, olmaz öyle. Yükün ağır bilmekteyim, baharı yaşamayanlarla kış nasıl geçer; onu da bilmekteyim. Ama şunu da bilmekteyim ki, sabredebildiğin ölçüde yaşarsın. Eminim ki, hayat sabra denktir. Ve sabır, tahammülün bittiği yerde filizlenir, maneviyat çeperlerini genişlettikçe boy atar, sırf Yaradan'ı düşünerek fiiliyatta bulunduğun zaman neşv ü nema bulur.

Sabır gönlüm, sabır! İçine çekerken, zehir gibi gelir tadı, boğulacağını zannedersin. Kanın çekilir yüzünden, bembeyaz olur sîman; yutkunursun, geri döner içinde düğümlenenler. Başını eğmek istemezsin; ama kaldıramazsın da öyle göklere doğru. Ağlarsın, gözyaşın akmaz. Haykırmak gelir içinden, zangır zangır gürültüler habercisi olur titreyen ellerin. Konuşursun yalnızca kendinle, dökersin içini; senden başkası duymaz bilirsin bunu. Sitemlerin dillenir haklı olduğunca, bağırırsın rahatlarcasına, ama sadece kendi içinde, ama sadece Yaradan'la baş başa. Sonra gözlerin... Gözlerin nihai nokta olmak ister en sonunda. Durur öylece, bakar, bakar... Ve kimseler fark etmez neden donuklaştığını, kimseler anlamaz anlatmak istediği çifte derin mânâyı... Sonra çekip alıverirsin anlamlı bakışlarını ruhunu bir kenara bırakmışlardan. Yüzünü çekersin, yalan dünyanın yalancılarından. Alnındaki kırışıklıkları alıverirsin haberi olmayanların önünden. Doğruca bırakırsın asıl dergâha. Bağrına cennetler sığan seccadenin secdeliğine. Ve başlar böylece sabır maratonun. Korkma gönül, sen hele azmet sabır için, yüreğini koy ortaya, gör ne mânevî hediyeler paketliyor Yaradan...

En masumane tavırlarına gaddarca yaklaşanlar olacak belki. İçindeki çocuk hafife alınacak... Anlatmak istediklerin değil, anlaşılamamış yanların konuşulacak. "Olsun!" diyeceksin, yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeden. Yine de hüsn-ü zan edeceksin. Allah için söylediğini yine Allan için olduğu yerde bırakacaksın. Yaradanı alıp yüreğine, sırtını dayayıp tevhidin çınarına, akıbeti ukbâda düşüneceksin. Ve kalbin şöyle bir hafifleyecek, damarlarına giden iyimserlik yolunu tıkamadığından...

Üzülüp acı çektiğin anlarda çileni hafife alanlar olacak belki... Öyle bir yanacak ki için, kimseye anlatamayacaksın. Günlerce ağlayacaksın gözyaşının lâhutî ikliminde. Sonra en yakınındaki, en yüreğindeki vuracak hislerini... Canım dediğin dönecek sırtını. Bir "ah!" çekeceksin derinden ve anlamaya çabalarken empatinin gücüyle, arkanı döndüğünde kimse kalmamış olacak. "Sabır" diyeceksin, yine sabır... Eyyüplerin torunluğuna yakışır sabır... "Bugün Allah için ne yaptın?" sorusu geldiği an kulağına, vereceği cevabı bulamayanların tedirginliği değil, en zor imtihanını başarıyla vermiş öğrencilerin rahatlığı olacak ruhunda. Başını yastığa koymadan "elhamdülillah" diyecek, rüyanda cennetten kesitler izleyeceksin belki... Ve sabaha erdiğinde, avucunda tuttuğun tesbih tanesi yine "yâ sâbır"la şakırdayacak...

Faltaşı gibi açılıp kalacak gözlerin bazen de... Çok şaşıracaksın, çoook! Ya gönül... Kalb kırmak çok kolay oldu, kalbin değeri pazarlara bile çıkartılmaz oldu. Tatlı sözü unutanlar çok, şu hengâmesinden sallanıp duran asırda! Aldırma diyemem, aldıracaksın elbet, hislenip içerleyeceksin belki. Zannediyor musun ki, yüreğine aldıklarına söylediğin nazenin kelimeler, boşta kalır! İnanıyor musun ki, sevdiklerin için kurduğun lâtif cümleler, öksüz bırakılır! Yok gönül, yok! Sahibi var hepsinin. Bırak duymasın insanlar, bırak sertliği onlara! Bırak, tabularına kale yapsınlar! Yeter ki sabret gönül, asıl sahibini düşünüp sabret, başını sonunu kestiremediğin olaylarda bile...

Bırak vursunlar ayıbını yüzüne, bir kusuruna binler cefâ taksınlar. Yaradan'ın "Settar" ismi, beşerin hükmüne mi kalmış. Sen sabret gönül... Felaket tellalları susmasınlar isterlerse? Olumsuzluğu yaymanın zevkine doyamayanlara inat, bütün güzel düşüncelerini yay sere serpe. Zehrini ağzında taşıyan yılanın başını ezemesen de, bal damlasın dilinden. İbrahim'in (as) ateşleri, gül olurken mi sunmuş Dostların Dostu şu ayetini: "Güzel söz, güzel bir ağaç gibidir ki onun kökü sabit, dalı ise göktedir." Sabır gücünün tükenirliğinden korkarsan bir gün, gel gir şu dizelerin sırlı havasına... İnan, kimse üzemez seni orda. Ve uzan o ağacın dallarından ötelere... Uzat ellerini ve bekle. Sabırla bekle gönül! En geç sûrun sesi duyulduğunda tutacak ellerinden Resuller Resulü. Pes etme, sabret gönül, sabret!...

(arzu çetin






Uçsuz bucaksız ummanda gezerken,
En dipsiz kuyunun dibiyim şimdi.
Gönül bahçesinde, bir gül ararken
Kimsesiz, çaresiz, biriyim şimdi.

Kime ne eyledim, kimden ne buldum
Gözlerinle canvevimden vuruldum.
Bir sözünle, baştan sona savruldum
Topraksız, kefensiz, ölüyüm şimdi.

Bir garip şiir, dilime dolanan
Hal-i ahvalimi, cana anlatan
Yandıkça kanan, kanadıkça yanan
Bir giryan-ı ağyar, yüreğim şimdi...


alıntıdır..


Bütün çiçekler kendi dillerince konuşur.
Dillerinden anlayanlar; onları hep dinler de bir tek laleler susar gibi gelir bana. Suskunluğunda saklıdır sırlar. O kadar nazik ve ince yapılıdırlar ki hafif bir darbede kırılırlar.
O ince vücutlarıyla göğüs gererler soğuk gecelere.
Onların katlanılacak dikenleri de yoktur bedenlerinde. En çok yaprağı ıslanan, en çok üşüyen çiçektir belki onlar…

Dua eden avuçların yan yana dizilişine benzer toprak üzerinde boylu boyunca uzanışları.
Her nedense suskun dualar boy verir duyulmayan seslerinde.
Sessizdir Rabbime zikirleri.
Her çiçek dokundu mu güneş tenlerine, açılıp salarlar yapraklarını doğan güne. Oysa onların yaprakları kapalıdır hep, içinde gizli hasretler saklarlar sanki, görülmemiş servetler büyütürler sevgiye dair.
Sanki yalnızca kendi kalplerine gömerler sevinçlerini de acılarını da; öyle kısa ki onlara bahşedilen ömür, kalplerindekilerini anlatmaya yetmiyor.
Oysa gecelerden sabahlara taşan nice kelimeler nice hikayeler vardır kapalı yapraklarının arasında…

Zuhal GEDİK

İmam Aliyyü’r-Rızâ ne güzel buyurur:
“Cenâb-ı Hakk‟ın dostlarına sunduğu bir mânevî şerbet vardır ki,
onlar bu şerbeti içince kendilerinden geçerler,
kendilerinden geçince coşarlar,
coşunca tertemiz olurlar,
tertemiz olunca erir giderler,
eridiler mi ihlâsa ererler,
ihlâsa erince ulaşırlar,
ulaşınca dostlarına kavuşurlar,
kavuşunca da sevgilileri ile aralarında ayrılık kalmaz.”
***
Hazret-i Mevlânâ şöyle buyurur:
“Allâh ile bulunmak, Allâh ile beraber olmak isteyen kişi, Allâh‟ın dostları olan velîlerin huzurunda otursun.”
“Çünkü dost, dostla beraber oturunca, yüz binlerce sır levhası açılır ve okunur!”
***
Bir şâir de şöyle der:
“Birkaç kişi çok az zaman için bile olsa, bir araya gelip, Hak‟tan,
hakîkatten bahsederlerse, bulundukları yere gökler secde eyler!..”
***
Şeyh Sâdî de, ilâhî tecellîye mazhar olmuş, kendini tam mânâsıyla dünyevî isteklerinden arındırmış dost için şunları yazmıştır:
“Dostların yüzünü görmek, yarasından taze kan sızan gönül ehline MERHEM gibidir.”





Şems-i Tebrizi der ki;*

Şems-i Tebrizi der ki;'Sizin davanızı bilmek isterim, mananızı öğrenmek için,
Mananızı bilmek isterim davanızı öğrenmek için.'


Her İnsan kendine bir değer biçer, atfeder ve vehmeder...
Sonra kendine biçtiği bu değere şahit arar...
Bu değere şahitlik edenleri sever...

Biçtiği bu değerden bile çok değerli olduğuna şahitlik edenlere ise aşık olur...
Çektiği acıların kaynağı budur...

Bu yazıyı okuyan okuyucu yüreğine bakarsa dikkatlice ayan beyan görecektir ki,
çektiği en büyük acı,
ona hak ettiği değerin başkaları tarafından verilmemesi, bu değer iddiasına şahitlik edilmemesidir...
İnsanlar yalancı şahit arar dururlar...
Bazen bulurlar, en başlarında sevgi duyarla bazende aşk yaşadıklarını iddia ederler ve sonunda cayır cayır yanar yürekleri...
Yalancı şahitlik kısa sürede biter zira...
Kişinin değeri, anlamı kadardır....

Kişinin anlamını onun manası belirler...
Mana yoksa anlam olmaz.
Kişinin manası, davası kadardır...
Kişi ancak davası kadar mana taşır.
O halde kişi davasını nasıl öğrenebilir.
Kişinin davası ancak derdidir...

Derdin neyse davan odur...


Ya derdini dahi bilmeyenler?

Kişinin derdi en çok konuştuğu şeydir.

Ey iddiacı sen derdin kadar değerlisin...

Bırak başkalarınıda GERÇEK derdine bir bak....,

alıntı..
Artan Pilav

Yahya Baba, II. Bayezid zamanında Edirne Bayezid Külliyesi’nin aşçılarından biridir.
Arkadaşlarına hoşaf, kebap,sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır.
Mübarek işe girişti mi,ibadet ettiğini sanırsınız.

Pirinçleri salavat getire getire ayıklar, yağını tekbirlerle eritir. Tuzunu Besmele ile, suyunu Fatiha ile salar.
Zaman zaman gözünü yumar, enbiyayı, evliyayı aracı yapar,Allah’tan bereket arzular. Onun pilavı herkese yeter, hatta artar. Ancak o tek pirinç tanesine bile kıyamaz,artanı Meriç nehrine atar. Balıklar onun geleceği saati bilir, nehrin kıyısında toplanırlar.
Kilerci bakar pilav artıyor, pir aşçıya az vermeye başlar.
Ama Yahya Baba bir kere bile “Bu pirinç yeter mi bile” demez.
Kilerci şaşkındır.
Her gün pirinç miktarını biraz daha kısar ama pilav azalmaz, aksine çoğalır. Yine herkes doyar, Meriç’in balıkları bile nasibini alırlar.
Kilerci, bunu izah edecek tek kelime bilir: Bu bir keramet!
Çok dener ve emin olunca padişaha çıkar:
-Bu Yahya baba boş değil sultanım,der,halbuki biz ona amele muamelesi yapıyoruz.
Beyazid-i Veli gönül ehlidir ve aşçı ile tanışmak ister.
Kilerci ile plan yaparlar.
O gün Yahya Baba çok az,hatta gülünç denilecek kadar az pirinç verilir.
O her zamanki gibi okur, alemlerin Rabbi’nden Halil İbrahim bereketi diler. Pilavı çok lezzetli olur, üstelik kazanlara sığmaz.
Yahya Baba artanları yine yüklenir,Meriç’in yolunu tutar. Tam kepçeyi daldırıp balıklara atarken padişah ortaya çıkar:
-Ne oluyor bre der. Yoksa devlet malını israf mı edersin?
Yahya Baba tutulur kalır.
Ancak balıklar birden kafalarını sudan çıkarıp:
-Ayıp olmuyor mu Sultanım, derler. Koca devletin artığını bize çok mu görüyorsun?
Yahya Baba kerameti ortaya çıktığı için öyle mahçup olur ki anlatılamaz. Utancından secdeye kapanır,Allah’a sığınır.
Bayezid-i Veli onun kalkmasını bekler ama geçmiş ola...
Mübarek çoktan ruhunu teslim edip kavuşmuştur rahmet-i Rahmana...
*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters