---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..
Bu günüme, yarınıma, dünüme
Baktığımda aklıma hep "bir" düşer.
Garibim yol bilmem hemen önüme
Vuslat için bir kılavuz "nur" düşer.

Dosta hasret bir uykusuz pınarım
Sitem etme ben kendimi kınarım.
Zemheride cayır cayır yanarım
Ağustosda yüreğime "kar" düşer.

Hesaplar güngünü geçer kayıda
Ben rahmet beklerim karşı kıyıda.
İbrahim ateşte, Yusuf kuyuda
Bayram eder, hatırına "yâr" düşer

Hakkın boyasıyla boyanamazsam,
Zulmün kapısına dayanamazsam,
Gaflet uykusundan uyanamazsam.
Hem bedenim, hem ruhuma "kir" düşer.

Tuzaklar kurulur yolun üstüne
Sevda borç değil mi kulun üstüne!
Diken arasında gülün üstüne
Seher vakti damla damla "ter" düşer.

Abdullah GÜLCEMAL



Rızık, çok para kazanmak demek değildir, parayı sağlıkla yiyebilmektir. Rızık, ekmek, peynir, bal demek değildir. Rızık, midenin onu kabul etmesidir. Sakıp Sabancı yedi mi bütün malını mülkünü de gitti? Rızkı neyse onu yedi...

Vehbi Koç demişti ki: "Bir simide hasretim!" Hastaydı, yiyemiyordu. Nice zenginler tanırım ki hastalığından dolayı istediklerini yiyemez.

Ben köydeyim, her yer ağaç... Binlerce yaprak var. Hepsinin rızkı var, o rızık gelmese kuruyacaklar. Etrafa bakıyorum. Allah kediye kürk giydiriyor, yılana çok değerli deri veriyor. Bedava... Onun rızkı o! Koyun seri bir halde zehirli otların arasından zehirsizleri bulup yiyor, rızkını buluyor. Kartallar leşleri yer, ortalık tertemiz olur. Solucan lisan-ı halle diyor ki: "Ben acizim, zayıfım". Allah solucana topraktan rızık veriyor. Denizdeki balık diyor ki: "Ben elbise dikemem". Allah balığın elbisesini biçiyor, dikiyor, giydiriyor. Hem de ne elbiseler... Renk renk, süslü...

Bu sebepten Bediüzzaman Hazretleri buyurmuş ki: "Helal rızık iktidar ve ihtiyar ile mütenasiben değildir." Yani adam akıllı veya çalışkan olduğu için zengin olmuş diyemeyiz. O rızkı ona Allah nasip etmiş. Çalıştım da kazandım, demek doğru değildir. Kendini putlaştırmak oluyor.

Kurbağa ineği görmüş, ben de bunun kadar büyük olurum, demiş. Şişmiş şişmiş, en sonunda patlamış. İşte hırs budur. Hırs, zengin olmak isteyeni bitirir.

İnsan, Allah'ın Rahimiyetine ve Hakimiyetine sığınırsa rahat eder.

Servetimiz olur, rahatımız olmayabilir. Ev alırız, ağız tadıyla oturamayabiliriz. Bankada biriken paraları yiyemeyebiliriz... Hadiseler gösteriyor ki, hayat bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.

Bu sebepten, hırslanmaya lüzum yoktur. Elbette maddeten kalkınacağız. Fakat yanlış anlaşılan bir durum var. Zengin olmak için, para kazanmak için (şahıstan devlete kadar) hırs değil, plan program lazım, üretime yönelik çalışmak lazım.

Müslüman çalışacak da kazanacak da zengin de olacak amma, helal yoldan kazanıp, fakir gibi yaşayacak. Müslümanca yaşayan bir insan, asla fakir olamaz!

Üstat, Uhuvvet Risalesi'nde bir metot buyuruyor:

"Eğer malı çok seversen, hırs ile değil, belki kanaat ile malı talep et. Tâ çok gelsin."


10 Temmuz 2010, Cumartesi
HEKİMOĞLU İSMAİL
ZAMAN


SABAH NAMAZI






Vakit seher…
Zamanın rahmine sabahın nütfesi düştü az önce.
Gün doğuyor yine ve yeniden...





Şimdi hatırla ki ,






sende bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.
Kimsenin adını bilmediği,hatırını saymadığı bir yetimdin.
Hatırla ki,
Rabbin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi.
Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni.
Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı..!!










Şimdi seher vakti...






Sıyrıl gafletin gecesinden.
Sehere aç gözlerini.
Rabbine aç gözlerini.
Uyan..!!
Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini herkes unutsa bile,seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda an!Kalk!
Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin(asm).










Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti…














ÖĞLE NAMAZI








Vakit Öğle…
Güneş göğün en yüksek noktasında.
Tıpkı gençliğin gibi.Şimdi gün de bir delikanlı..
Heyecanlı ve telaşlı…
Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi,hiç akşam olmayacakmış gibi…Oysa , güneş şimdi batmaya başladı...
Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı.
Akşama akıyor ışıklar artık.
Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazandır.










Vakit öğle…






O kadar gürültü var ki ortalıkta …
Kalbinin sesini duyamıyorsun bile.








Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin.
Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna.
Kalbini sonsuzluğa bitiştir.
Alnını secdeye değdir










Şimdi Öğle vakti...Öğle Namazı vakti...
















İKİNDİ NAMAZI








Vakit İkindi...
Gün ihtiyarladı.








Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne.
Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.
Güneşin saltanatı bitmek üzere.
Zevale akıyor ışıklar.










Hatırla ki,






sende bir ömrün ikindisine yürüyorsun..!!
Tenin soluyor.Gözlerinin feri çekiliyor.
Öbür kıyısındasın artık nehrin.
Güz yaprakları gibi.
Hem dalındasın hayatın , hem de düşmeye hazırsın...
Rüzgarı bekliyor gibisin.
İnceldiğin yerden kopmaya hazırsın.
Hoyrat bir rüzgar artık zaman.










Şimdi İkindi Vakti.






Secdeye koy alnını.
Zamanın sahibini selamla.
O’na konuş, O’nunla konuş;dualarını fısılda.
Sonsuzluğa tutun hece hece...










Şimdi İkindi.Şimdi İkindi Namazı Vakti...


















AKŞAM NAMAZI








Vakit Akşam.
Gün ölmek üzere .
Güneş ışıklarını topluyor eşyanın
üzerinden .
Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.
Kara kefenini giyiniyor gün.
Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.










Hatırla ki,senin de akşamın olacak bir gün..!!






Ömrünün ışıkları solacak.
Hayatının perdesi çekilecek Dudakların da donacak gülücük güneşi.
Zaman uçurumun olacak; gelen günün güneşi sana doğmayacak..!!










Şimdi akşam.






Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki,
sende şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın...
Seni sen yokken de bilen Rabbin , sen öldükten sonrada bilecek elbet.
Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek.










Sen de O’nu an şimdi.










Şimdi akşam vakti.Akşam Namazı Vakti...








YATSI NAMAZI








Vakit Yatsı...
Gün çoktan öldü...








Güneş ışıklarını topladı.
Gece hükmediyor aleme...








Güneşin saltanatı bitti.
ışıklar tükendi ufuklarda .
Renkler ellerini çekti eşyadan.
Gül soldu, gün soldu.
Göğe yöneldi gözler.










Hatırla ki,






sende unutuşun kara gecesinde yuvarlanacaksın.
Bir adın kalacak geriye..!!
Bir mezar taşın hatırlayacak belki seni.
Belki o da unutacak.










Düşün ki ,






unutuşun koyu karanlığı çökmüş üzerine .
Yokluğuna çoktan alışılmış.
Unutuluşun hepten kanıksanmış.
Kimsenin özlediği bile değilsin artık..!!










Hatırla bunları...






Hatırla ki, çoklarının seni unuttuğu bu gece , herkesi unutup sen de O’nu hatırla..!!
Çoklarının ışıklara kanıp sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,
Rabbine kan ,Rabbine uyan..!!










Şimdi Yatsı Vakti.Şimdi yatsı Namazı Vakti...












Senai DEMİRCİ


Ya Ben, Aş(ı)k Olmalıyım..Ya Aşk, Ben Olmalı


Hakikâti bulmanın yolu olmalı aşk
Teslim olmalı Hazretiİbrahim gibi, ateşe atılacağını bile bile...

Ya ben, âş(ı)k olmalıyım
Ya aşk, ben olmalı…
Aşk...Âb-ı Hayat Suyu Olmalı Tek Hecede

Sana sıkıntıların ardından gül bahçesi gelecek demiştim
İşte gerçek olan bu…güzelliğine meftun olduğumuz dünya dikenlerle dolu.

Binlerce cümle var usumda yazılmayı bekleyen
Bir şeyleri özlüyorum, adi küllenmiş asklarda gizli...
Duygularim eski bir liman misali saklanıyorlar yüreğimde...

Gözlerim ateş topu sanki...yanaklarım solgun...dudaklarım kupkuru
Gönlüm dert yumağının verdiği hüzünle dolu...
Ah!şu geceler...tüm maskeleri indiriyor birer birer yüzlerimizden

Keşke yağmur yağsa bu gece veya rüzgar esse delicesinden
Ugultusunu duysam, kükrer gibi gürleyen gök gürültüsü
İçimde hiç bilinmedik kıvılcımları yaksa…

Veya kar, tipi, boran olsa...korksam ve sinsem yastığımının kenarında
Bir dost sesi duysam basucumda ve saatlerce ağlasam/k

“Hayat sanki bir rüya,
Gerçeklikten de öte belki,
Dudakların arasından çıkan iki hecedir hayat...ö-lüm”

Uzun zaman oldu ki, yağan yağmuru sessizce izlemedim...
Gökyüzünü usanmadan seyretmeyi, gözlerimi kapayarak
Doğanın huzur veren dinginliğini içimde hissetmeyeli çok zaman oldu...

“Haykırmak geçer kalbimin hücrelerinden
Utanç duvarı misali susar dilim, çıkmazlara girer bedenim”

Yok mu dost sesi?
Yok mu aşkin sinesi?

Sahi nedir aşk?
Bu soruyu sorduğum zaman kendime, cevapsiz kalıyorum.
Bir nefeslik olmamalı, bir içimde bitmemeli aşk...Hayatım olmalı

Büyütmeliyim her soluğumda, içimdeki sevday yasatmalıyım...
Olumsuzluk sarmamalı benliğimi, karamsarlık uzak olmalı düşlerimden

Özgür olmalı ruhum...
Attığım her adımımla, aldığım her nefesle, yüreğimde özgür olmalı
Düşlerimden ötesini aşk süslemeli
Adım aşk olmalı hayallerimde…

Bir cevabı olmalı...noktalar konuşmamalı soruların ardından
Aşk öpmeli dudaklarımdan, aşk tutmalı elimden dost sıcaklığı ile
Âb-i hayat suyu olmalı tek hecede…

Gülün kırmızılığında, lâlenin güzelliğinde,
Karanfilin beyazlığında görebilmeliyim aşkı…
Züleyhâ gibi yanmalıyım aşkın narından


Dağları deldirmeli Ferhat gibi
Yada mecnun gibi sevgilinin güzel yüzünde,
Hakikâti bulmanın yolu olmalı aşk
Teslim olmalı Hazretiİbrahim gibi, atese atılacağını bile bile...

Ya ben, âş(i)k olmalıyım
Ya aşk, ben olmalı…

alıntı... 
Bizim de uzun dikenlerimiz var...



Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.
Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.
Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış, çözüm aramaya başlamış.

Tartışa tartışa, nihayet geceolunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.



Böylece kirpiler birbirlerinin yakınlıklarından yararlanacak, aralarındaki hava tedavülünü önleyerek
donmaktan kurtulacaklarmış .



İlk deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.



Ama başka bir problem çıkmış ortaya.Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.



Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş. Ne var ki, her gece kâh uzaklaşa kâh yakınlaşa, deneye yanıla , soguk havadan korunacak kadar yakın , bir birlerini incitmeyecek kadar da uzak olan , mesafeyı bulmayı öğrenmişler.

Bizim de uzun dikenlerimiz var.





Bunlar hayata karşı filtrelerimiz.
Bazen faydalı, bazen de zararlı

Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza.

Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz hayatımıza

Ne var ki, paylasma ancak yakınlaşmakla mümkün.



Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı , öğrenenlerden olabilmek dileğiyle..

alıntı...

Doksan dokuz tesbihte sabır diye çektiğim ah’dı ardına bıraktığın aşk
Gecenin karanlığında bir namazlık pişmanlığımdı ki

Kaldıramıyorum başımı seccadelerden şimdi
Susmuyor içimin nehirleri,
Coştukça sen bileniyorsun sayfalara, ben kesiliyorum hiçliğin adı.
B/akma gönlüme; kanıyorum.
Gölgeni düşürdüğüm sayfalara s/özümü d/ağlıyorum.
Aşkın mürekkebi kandı,
Düş(ürül)düğüm kuyularda kan kusuyorum.
Mahşerde mizanımım sol kefesine ağır düşüyor gülüşün,
Gülmeleri yasak eyliyorum yüzüme.
Hükmü vurdum ömrüme;
İçimde harlanan cehennemde yanmak düştü hisseme.
Ve sen!
Suskunluğumun örttüğü içimin toprağında (g)ö(mü)lüsün
Ardına akıbetin için dualar düştüğümsün
Ben hiç kin büyütmedim kalbimde.
Bu yüzden hüznü gözlerime mübah kıldı aşk.
Faili olmadığım günahları da aldım üstüme.
Bedelini ödediğim kara kefenlerde aklayamıyorum şimdi ruhumu.
Musalla taşına düşürdüğüm hayalleri yağmalıyor yüzümden düşen damla
Ah uğruna ömrümü sadaka verdiğim sevda!
Ne yüzsüzsün ki hala dileniyorsun kapımda
Uslanmaz yanına biçemezken paha,
beş kuruşa satıyorsun hicabını.
Şimdi öldür içinde benden kalanları !
Bulanık suda ellerini yıkama telaşına kapıl git!
Susuzluğunu başkalarının yüzünden düşen gözyaşıyla dindir.

Ve sen ol yine dillerden yüreklere akmış cinayetin zanlısı.
Günahkar bir çocuğu doğuran gecenin sancısı…
Farkında değimlisin?
Katladıkça günahlarını sandukanda,
yolunu gözleyen olacak, kabir azabı
Biliyorum,
Ne desem nafile!
Çözemeyeceksin sözcüklerin sırrını.
Diriltmeyeceksin ruhunu tövbeyle yıkanmış seccadenin kucağında.
Dört duvar arasına sıkışıp kalsa da ruhun,
Dökmeyeceksin pişmanlığını gecenin koynuna.
Dur biraz!
İnsanlığını hatırla.
Ve ağla artık katliamına
Ağla artık katliamına…


Olmaz gönlüm, olmaz öyle! Keskin sirkenin akıbeti malûm. Dört mevsimi yaşayan bir cennetin bağrında büyüdün de sen, onun için böyle bir baharı ve yazı özlersin. İstersin ki çabuk geçsin fırtınalı sonbahar, ayaza durmasın kışlar. Dedim ya, sen dört mevsim hesabını yaparsın yaşarken duygularını. Ama bilmelisin herkes buralı değil. Bilmelisin, güneş görmeyen yurtlar var.

Olmaz gönül, olmaz öyle. Yükün ağır bilmekteyim, baharı yaşamayanlarla kış nasıl geçer; onu da bilmekteyim. Ama şunu da bilmekteyim ki, sabredebildiğin ölçüde yaşarsın. Eminim ki, hayat sabra denktir. Ve sabır, tahammülün bittiği yerde filizlenir, maneviyat çeperlerini genişlettikçe boy atar, sırf Yaradan'ı düşünerek fiiliyatta bulunduğun zaman neşv ü nema bulur.

Sabır gönlüm, sabır! İçine çekerken, zehir gibi gelir tadı, boğulacağını zannedersin. Kanın çekilir yüzünden, bembeyaz olur sîman; yutkunursun, geri döner içinde düğümlenenler. Başını eğmek istemezsin; ama kaldıramazsın da öyle göklere doğru. Ağlarsın, gözyaşın akmaz. Haykırmak gelir içinden, zangır zangır gürültüler habercisi olur titreyen ellerin. Konuşursun yalnızca kendinle, dökersin içini; senden başkası duymaz bilirsin bunu. Sitemlerin dillenir haklı olduğunca, bağırırsın rahatlarcasına, ama sadece kendi içinde, ama sadece Yaradan'la baş başa. Sonra gözlerin... Gözlerin nihai nokta olmak ister en sonunda. Durur öylece, bakar, bakar... Ve kimseler fark etmez neden donuklaştığını, kimseler anlamaz anlatmak istediği çifte derin mânâyı... Sonra çekip alıverirsin anlamlı bakışlarını ruhunu bir kenara bırakmışlardan. Yüzünü çekersin, yalan dünyanın yalancılarından. Alnındaki kırışıklıkları alıverirsin haberi olmayanların önünden. Doğruca bırakırsın asıl dergâha. Bağrına cennetler sığan seccadenin secdeliğine. Ve başlar böylece sabır maratonun. Korkma gönül, sen hele azmet sabır için, yüreğini koy ortaya, gör ne mânevî hediyeler paketliyor Yaradan...

En masumane tavırlarına gaddarca yaklaşanlar olacak belki. İçindeki çocuk hafife alınacak... Anlatmak istediklerin değil, anlaşılamamış yanların konuşulacak. "Olsun!" diyeceksin, yüzündeki gülümsemeyi kaybetmeden. Yine de hüsn-ü zan edeceksin. Allah için söylediğini yine Allan için olduğu yerde bırakacaksın. Yaradanı alıp yüreğine, sırtını dayayıp tevhidin çınarına, akıbeti ukbâda düşüneceksin. Ve kalbin şöyle bir hafifleyecek, damarlarına giden iyimserlik yolunu tıkamadığından...

Üzülüp acı çektiğin anlarda çileni hafife alanlar olacak belki... Öyle bir yanacak ki için, kimseye anlatamayacaksın. Günlerce ağlayacaksın gözyaşının lâhutî ikliminde. Sonra en yakınındaki, en yüreğindeki vuracak hislerini... Canım dediğin dönecek sırtını. Bir "ah!" çekeceksin derinden ve anlamaya çabalarken empatinin gücüyle, arkanı döndüğünde kimse kalmamış olacak. "Sabır" diyeceksin, yine sabır... Eyyüplerin torunluğuna yakışır sabır... "Bugün Allah için ne yaptın?" sorusu geldiği an kulağına, vereceği cevabı bulamayanların tedirginliği değil, en zor imtihanını başarıyla vermiş öğrencilerin rahatlığı olacak ruhunda. Başını yastığa koymadan "elhamdülillah" diyecek, rüyanda cennetten kesitler izleyeceksin belki... Ve sabaha erdiğinde, avucunda tuttuğun tesbih tanesi yine "yâ sâbır"la şakırdayacak...

Faltaşı gibi açılıp kalacak gözlerin bazen de... Çok şaşıracaksın, çoook! Ya gönül... Kalb kırmak çok kolay oldu, kalbin değeri pazarlara bile çıkartılmaz oldu. Tatlı sözü unutanlar çok, şu hengâmesinden sallanıp duran asırda! Aldırma diyemem, aldıracaksın elbet, hislenip içerleyeceksin belki. Zannediyor musun ki, yüreğine aldıklarına söylediğin nazenin kelimeler, boşta kalır! İnanıyor musun ki, sevdiklerin için kurduğun lâtif cümleler, öksüz bırakılır! Yok gönül, yok! Sahibi var hepsinin. Bırak duymasın insanlar, bırak sertliği onlara! Bırak, tabularına kale yapsınlar! Yeter ki sabret gönül, asıl sahibini düşünüp sabret, başını sonunu kestiremediğin olaylarda bile...

Bırak vursunlar ayıbını yüzüne, bir kusuruna binler cefâ taksınlar. Yaradan'ın "Settar" ismi, beşerin hükmüne mi kalmış. Sen sabret gönül... Felaket tellalları susmasınlar isterlerse? Olumsuzluğu yaymanın zevkine doyamayanlara inat, bütün güzel düşüncelerini yay sere serpe. Zehrini ağzında taşıyan yılanın başını ezemesen de, bal damlasın dilinden. İbrahim'in (as) ateşleri, gül olurken mi sunmuş Dostların Dostu şu ayetini: "Güzel söz, güzel bir ağaç gibidir ki onun kökü sabit, dalı ise göktedir." Sabır gücünün tükenirliğinden korkarsan bir gün, gel gir şu dizelerin sırlı havasına... İnan, kimse üzemez seni orda. Ve uzan o ağacın dallarından ötelere... Uzat ellerini ve bekle. Sabırla bekle gönül! En geç sûrun sesi duyulduğunda tutacak ellerinden Resuller Resulü. Pes etme, sabret gönül, sabret!...

(arzu çetin


*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters