---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..










Pişmanlık ve Hüzün

Zaman çığlık dolu; bu son geceden
Aydınlığa indi bütün kederler
Bir ses ‘uyan’ diyor, ‘ölüm gelmeden
Yoksa seni karanlığa iterler’
Zaman çığlık dolu; bu son geceden
Neden korkuyorum, bilmem ki neden
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Eski bir ülkede, yitirdiklerim
Toztoprak misâli çöktü elime
Rüyalar içinde getirdiklerim
Kelepçe vurdular, eyvah, dilime
Öksüz kaldı benden hece, kelime
Elim silahlı sermayem: Gurur
Neçiçekler benim; ne ben çiçeğim
Bir gün hesap için divan kurulur
Ayaklar altında kalır yüreğim
Elim silahlı sermayem: Gurur
Korkarım beni de alnımdan vurur
Pişmanlık ve hüzün hep yığın yığın
Bütün varlığımla soyuluyorum
Ortasında kaldım bir bataklığın
Kurtarın dostlarım, boğuluyorum
Pişmanlık ve hüzün hep yığın yığın
Bahçesi harâbe tüm insanlığın
Karşımda yokluğun alev gözleri
Zindanlar içinde zavallı ruhum
Mükâfat mı, bana şu kan gölleri
Yoksa işkence mi, avutulduğum
Karşımda yokluğun alev gözleri
Bana diş biliyor yıllardan beri
Dilene dilene eğilmiş belim
Yüzüm kaktüs yaprağına benzemiş
Bİlmiyorum, neden böyle tembelim
Kim bana ‘çalışma, yaşarsın’ demiş
Dilene dilene eğilmiş belim
Artık görmüyorum, sağırım, kelim
Acaba çıkar mı yollarım düze
Yoksa yokuşlar mı öldürür beni
Birgün kavuşursam belki, gündüze
Talih bir defacık güldürür beni
Acaba çıkar mı yollarım düze
Sonsuzluğa, mutluluğa, denize

Nurullah GENÇ

[Resim: fdZ74950.jpg]

Cuma'dır kuldan Rabbi'ne arzları ulaştıran,
Cuma'dır tevbe kapılarını açtıran ve
Cuma'da öyle bir vakit vardır ki kulu
Rabbi'ne yaklaştıran...
O vakte vâkıf olabilme duası ile
Cumamız hayırlı ve Mübarek olsun ....












Çığlıklara,lâl kesilmiş;figânlara sessiz kalmış;

Gözden düşen bir damla yaşa kifayet eder mi?

Hüzün?.



Bazen,"gül"e en yakın hâlîn,
"vav"olduğun hâlîndir...

Bazen de "vav" hâlînde yakarırken,
avuçlarının içine "gül"koyarlar...
__________________




(Sanırım bazen, insanlar; kendilerini basite alıyorlar...
Halbuki bir insan, en fazla bir insan kadar basittir;
yine en fazla bir insan kadar değerli...)

Yolcu, yolu bilmez çoğu zaman. Sadece “nereye” gitmek istediğini bilir... Yol başkadır çünkü, menzil başkadır... Şehirleri bağlasa da birbirine, yollar; şehirlere benzemez!..
Şimdi... Bunca yol bunca yolcu tarafından doldurulmuş da olsa; yol bilmeyen bunca yolcu, nasıl bulacak yollarını?..
Bilmeyenler, bilmeyenlerden mi öğrenecek bilmediğini?..
Veya neden kaybolmuş; şu kavrulan insanlar kızgın güneş altında?..
*
Biliyorsan, cevap ver!.. Biliyorsan, doğruyu söyle!.. Biliyorsan, kurtar insanları, çöllerde kaybolmaktan! Ama, bunları yap;
...biliyorsan!..
*
Bunca yolda kaç yolcu rastlayıp da sormuştur şehrinin amirine, milletin emirine, yolların memuruna?..
Yollar, kayboluşlardır; belki de sevinmek için, bulunuşlarda!.. Ama sevinemez herkes, sevindiremez!.. Ya koybolur çünkü veya kendi kayboluşuna ortak arayan bir kuru inatçının izini yalar!.. Bu da başka bir kayboluştur...
Peki ama, kızgın çölde ölürken ne farkı var; tek başına olmakla üç başına olmanın, beş başına olmanın?..
*
İnsanlar, bazen kendilerini basite alsa da; bir insan yine ancak bir insan kadar basittir, veya değerli... İnsanın değeri, gösterdiği istikamet ile ölçülür!..
Bunun için ben, her insanı, yoldaki bir tabela gibi görürüm... Bu levhaların ucu farklı mıdır ki bir insanın işaret parmağından?..
Yolda herkes herkese sorar, her levhaya bakar...
Ama keşke herkes doğruyu bilse, doğruyu dese, doğruyu görse...
*
İşte bu noktada sen, kendini basite almamalısın;
Şehrin yönünü biliyorsan!..
Ayakta duran ve başı dönmemiş her tabelanın işaret parmağı der ki:
“Şehir şu tarafta!..”
Bir insanın hayat boyu yapması gereken en önemli vazifesi; işte bu şehre doğru yürümek ve her sorana şehrin yönünü göstermektir!..
*
Aslında insan, bir yol levhası kadar sade ve basittir.
Ama insan, bir yol levhası kadar zararlı ve tehlikeli de olabilir...
Fakat, bir yol levhası kadar önemli, değerli ve kurtarıcı olmak; her insanın mes’uliyetidir!

Muammer Erkul
__________________

 
Kırık mızrabına dokunan,
El değil.
Kaybolan bir bestenin güftesindeydin.
Ebazer gibi bir yalnızlık yaşadın
Laleydi bu yüzden adın..
Karanfil değil, yasemen değil.
Sen ağladın ve ıslandı bulutlar,
Dile geldi çiçekler, ses veren onlardı.
Bu bir sahte hâl değil.
Okyanus ötesinde bir yiğit var, dediler,
Tükenmeyen zamandı,
Yol değil¦
Alevler sarıyordu zemherî ayrılığı,
Bakışında savrulan merhametti,
Yel değil.
Çağ ötesi bir vuslat,
Gün dönümü bir edaydı duruşun,
Hakikattı sözlerin
Muhâl değil¦
Şimdinin gerçeğini yarın ve dün söyledin,
Gerçekti konuşan
Sihir değil, fal değil.
Seradan Süreyya’ya parlayan O’ydu,
Zuhâl değil.
Bu bir yoldu, adanmaktı, hiç olmazsa yanmaktı,
Çakırkeyf hâl değil.
Uzaktasın diyemem sana,
Yıldızlar küser, ağlar bulutlar.
Seni hatırlatan diller gücenir;
Kırılan gönül değil.
Kaybolursa gülün adı,
Nefesler düğümlenir
Şimdiye esir olur ebedî bekleyişler,
Unutan ecel değil…
Bir çöl yangını kavuruyorken,
Hicranla sulandı tomurcuklarım.
Güle vurgundun, yangının lâledendi,
Ya da lâle seni var edene remizdi
Ebced ona götüren izdi.
Denizdi bakışların,
Sessizdi ağlayışların.
Bu ayrılık nedendi?
Yıllar yılı vuslat dendi
Her an dilimizde yâdın
Adın, tadın
İsmine mukaddime
Fetih önsözlü
Uhrevî gözlü
Lâledendi..
*
Alıntı
[Resim: bakma1.jpg]

Büyük İslam alimlerinden Yahya Efendi ile, Kanunî Sultan Süleyman süt kardeşidirler. Yahya Efendi, duası makbul, keramet ehli bir zattır.
Bir gün Kanunî, Osmanlı’nın sonunun nasıl olacağını merak eder ve Yahya Efendi’ye şunları yazar:
– Ağabey, sen ilahî sırlara vakıfsın. Kerem eyle de, biz Osmanoğullannın akıbetinin ne olacağını haber ver.
Soruyu okuyan Yahya Efendi, bir kâğıda:
– Kardeşim, “neme gerek” yazar ve padişaha gönderir.
Cevabı okuyan Kanunî hayretler içerisinde kalır. Hemen kayığa biner ve Yahya Efendi’nin, bugünkü Yıldız Parkı’nın yanında bulunan dergâhına gider. Soru sorup da cevap alamamış olmanın üzüntüsüyle:
– Ağabey, bu ne iştir? Sualimize cevap vermediniz. Yoksa bir kusur mu işledik? der.
– Biz cevap verdik, der Yahya Efendi, ancak bunu sizin anlayamamanıza şaşarız.
– Nasıl cevap verdiniz?
– Kardeşim! Bir devlette haksızlık ve zuiüm yayılır, bunu işitip, görenler de “neme gerek!” derlerse, mani olmazlarsa; bir koyunu kurt değil de çoban yerse, bunu bilenler de hakikati söylemezse; fakirlerin, muhtaçların, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmezse, işte o zaman neslinin yok olmasını bekle! Hazineler boşalır, asker itaat etmez, işte o zaman yok olmak zamanıdır.

Kanunî, Yahya Efendi’den hayır dualarını İster ve işittiklerinin hüznü ile oradan ayrılır.


/alıntı/
*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters