---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..

Susmak Güzeldir...

--------------------------------------------------------------------------------

Usulca sokulur derviş, gülün dibine. Susmak güzeldir.
Uzanır yalnız elleri pınara. Susmak güzeldir.
Dokunur bakışları sıdk ile -ezelî- bakışlarına Susmak güzeldir.
Kirpiklerinde süzülür gün ışığı rengârenk. Susmak güzeldir.
Gözyaşı yükselir, pırıl pırıl aydınlanır gözleri acının. Susmak güzeldir.
Öfkeyle kıvrılan dudaklarına bir bûse kondurur rüzgâr. Susmak güzeldir.
Kervânlar, arabalar, trenler, uçaklar, bir şeyler alır götürür sevgiliyi; elleri asil, başı dimdik, ama yürek alev alev, bir kibrit çöpü gibi kıvrılır. Susmak güzeldir.

Nurlar iner her bereketli toprağa. Vahiy nasıl sularsa gönlü, ilhamlar öylece yeşertir insanın bilge yanını. Artık az önceki, bir önceki insan değildir, ama idrak edemez bunu. Mal bulmuş mağribi. Anlaşılmamak bir şeydir yine de; yanlış anlaşılmak ise iyi bir cezâdır emâneti heder edene. Susmak güzeldir.
Gayb bahçelerinden kokular getirir bazen nesîm-i seher, bâd-ı sabâ. Rüyalara girer altın taçlı sultanlar. Bazen kapı açılır, Hızır girer içeri. Her aşk paylaşılmak için sabırsızlanır. Paylaşılınca tükenir bereketi. Ucub ve kibir, riyâ ve varlık hissi sızar pencerelerden. Susmak güzeldir.

Yahya Kemal örnek kişilik tipi çizer. Şarkın velî çehresi diye anlatıp durduğu zâtı, câmi kürsüsünde görür bir gün. Hevesle kulak kabartır. Bozulur büyü. Susmak güzeldir.
Nice câzip duruşların, konuşma başlayınca dökülüverir yaldızları. İmaj ve asıl arasındaki dev aynasıdır mükâleme. Susmak güzeldir.
Öfkeyle üzerimize salınan kelimelere karşılık, hangi kelimeyi cepheye sürersen sür yenilecektir izan, kabaracaktır öfke. Susmak güzeldir.

Tesellî, birinin acısına söz ile ortak olmakmış. Arapçada; bir anlamı yokmuş, acıyla kavrulan bir yürek için Müsâvât imiş, o anda acısını dindirecek olan her neyse onu sunabilmek, onunla çare olabilmek, devâ bulmak. Bunun için, Yâ Vâsî, Yâ Müvâsî kıymetli yakarışlardır. Mavinin koyuya çaldığı anlarda insanlar çok ilginç; acı çektiğimizi görürlerse anlamlı-anlamsız pek çok sözle teselliye kalkışırlar, acınızı içine gömüp Allah için susarsanız, canınızı acıtmak, illâ ki, bir feryat duymak için kanırtırlar bağrınızdaki hançeri. Susmak güzeldir.

Susmak güzel. Susmak hayırlı. Susmak dostluk alâmeti, yakınlık ve tanıdıklık işâreti. Yabancıya hâl anlatma sıkleti yok dostların yanında, dost hâlden anlar, dostların yanında rahatça susulur. Sâmi Efendi Hazretleri benim dünyama susmak sohbetleri ile girmiştir. Hani o, hâl lisânıyla bazı dostlarına:

-"Haydi bir saat susmak sohbeti yapalım." demiş de başlarını kalplerine eğip bir saat sükût ederlermiş. Susmak güzeldir.

Yanında susabildiğin dostlara şükür!
Yanımda susan dostlara şükür!

Rahmânın sözü sözüne değmiş, Kelîmullah olmuş, Mûsâ -aleyhisselâm- Deniz ikiye ayrılmış işaret edince O müthiş mûcizenin vecdi içinde konuşunca karşı yakada, biri:
-"Ne güzel konuştun!" deyivermiş. Susmak güzeldir.
Sözden açılmış ilm-i ledün yolculuğunun kapısı:
-"Güzel konuştun ya, güzel susmayı da öğren Kelîmim!"
Gemiye binerler, gemi delinir. Çocuk öldürülür. Duvar tamir edilir. Üç tuhaf hadise üç hırçın soru
-"Sen benimle olmaya sabredemezsin mîrim!" Susmak güzeldir.

Derler ki, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî Hazretleri, Hızır makamında, sormamayı başardığı için hâlâ sürmekteymiş yolculukları. Zaman ve mekânın ötesinde, Allâh'ın ilminde. Susmak güzeldir.

Zekeriyyâ peygambere -aleyhisselâm-, bir evlâdın anne-baba için en makbul iki sıfatı ile, cebbâr ve anîd olmamakla muttasıf Yahya -aleyhisselâm-ın müjdesi verildiğinde, üç gün susmak orucu emredilmişti. Cebr ve inada karşı susmak. Susmak güzeldir.

Îsâ -aleyhisselâm-; Allâh'ın kelimesi idi. Doğduğunda Meryem vâlidemize de üç gün susmak orucu emredilmişti. Ağır ithamlara karşı kundaktaki bebeği işaret ediyordu. Anne susuyordu, İsâ'sı konuşuyordu. Susmak güzeldir.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- birlikte iken bir adamın hakâretlerine mâruz kalırlar. Peygamber Efendimiz susar. Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh- bir susar, iki susar, üçüncüde dayanamaz cevap verir adama!.. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yüzü değişmiş bir hâlde oradan uzaklaşır. Sıddîk-ı Ekber koşar peşinden, bin telaş!

-"Biz susarken bir melek o adama aynen cevap veriyordu. Ama sen konuşunca melek sustu." Susmak güzeldir.

"Kurân okunurken susun ki, merhamet olunasınız!" buyuruyor Cenâb-ı Hak. Kelime ensitû; susmanın en uysal, en kaliteli hâli. Susmakla merhamet arasındaki en güzel köprü Kurân sesi. Susmak güzeldir.
Su gibi dingin ve usulca Su gibi lâtif ve azîz... Susmak güzeldir.

Sessizce gelip oturur derviş, eşiğe. Yüzü tâzîmle yönelir göğe. Sükût kıvrım kıvrım yükselir dergâh-ı hâcâta.
Sevda söze dökülünce perişan...
Muhabbet arz olununca yalın...
Aşk ilan edilince arsız...
Susmak güzel...

Yunus Emre başı eşikte… Üveys, Karen’de bir vahada… Hz. Ebûbekir bi’sette, Miraç dönüşünde… Hz. Îsâ, son akşam yemeğinde… Hz. Zekeriyyâ, ağacın içinde… Hz. Ömer b. Hattab diriliş seferinde... Leyla çadırda... Hz. Âişe bekleyişte…

Ve bütün “susmak güzellikleri”, şükür size!..

Uysal bir denize dönük yüzümüz, kapattığımız gözlerimizle… Fonda Itrî’nin segâh yürük semâisi…



























































































Duydum ki Bizi Bırakmaya Azmediyorsun Etme!


Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme
Mevlana Celaleddin Rumi
EY GÖNÜL



Vardığın dergahta post ol, büyürsün

Gördüğün garibe dost ol, büyürsün

Meclise devam et, el sürme mey'e

Girdiğin sohbette mest ol, büyürsün.
******************************************************************************
EY CAN
Ben sabit şeyleri sevmem ey can

Sen

Eğer beni dinlersen

Çağlayan ırmak ol..

Ve gönül gönderine çekilmiş

Nazlı nazlı dalgalanan

Bayrak ol..

Ben karanlığı hiç sevmem ey can

Vaktin her saatinde

Her zaman

Ağaran şafak ol..

Güneş ışıklarıyla ürperen çiçek

Seher yeliyle ırgalanan

Yaprak ol..

Ben bulanıklığı sevmem ey can

Sen

Yayla pınarlarından akan

Sulardan berrak ol..

Göl olma, gölet olma, baraj olma

Kanak ol..

Ben uykuları da sevmem ey can

Uykulardan uzak ol..

Kış günü karları yarıp çıkan

Beyaz bir gül

Mavi bir zambak ol..

Ben zaafları da sevmem ey can

Hakikatleri sarıp-sarmalayan

Zaaflardan ırak ol..

Geri dur geri dur ey can

Nefret sarayındaki sultanlıktan;

İlim ocağında çırak ol..

Sana tavsiyemdir ey can

Zalimlerin boynunda süslü kravat olacağına

Var bir garip ölünün üstünde

Kefen ol

Kimsesiz gelinlerin yüzünde

Duvak ol..
************************************************************************************* BIRAKIN KALSIN

'Çok'ta kederlenir, 'az'da gülerim

Ustura ağzında düşüncelerim..

Deliliktir belki.. bırakın kalsın.
Doğan her bebeğin hakkı var bende

Öğütülen benim her değirmende

Ne sonu, ne ilki...bırakın kalsın.

Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur

Zamandan çıktığım zamanlar olur

Ve öyle güzel ki.. bırakın kalsın.

Saatler ya geri, ya hep ileri

Kıran yok hileli terazileri

Umutlar ırakta.. bırakın kalsın.

On bin'lerle sohbet on bin nafile

Dönmüyor toprağa giren kafile

Öfkeler yürekte.. bırakın kalsın

Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam

Yolcular anlamaz, ben anlatamam

Tren son durakta.. bırakın kalsın.

Gelir beni yakar suya düşer kor

Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor

Kutsaldır bu yara.. bırakın kalsın. Dursun ayazına uyandığın kış

Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış

Lüzum yok bahara.. bırakın kalsın.

Yıkılır, yırtılır her kalın perde

Hesaba çekilir dünya mahşerde

Yazın şu duvara.. bırakın kalsın.
***********************************************************************
BİR AŞK BULSAM



Bir aşk bulsam, yağmurunda ıslansam

Bir dost bulsam, irfanında beslensem

Bir dağ bulsam, sinesine yaslansam

Yalınızlığım bitermola, bilmem ki?
*********************************************************************

BİRAZ DA KİTAPLAR SENİ OKUSUN



Canlı bir kitapsın, yazarı Mevlâ

Açık dur, kitaplar seni okusun.

Yüzünde şavklansın nazarı Mevlâ

Eğilsin mehtaplar seni okusun.



Kasırga ol, döne döne zikir et

Her nefese on bin misli şükür et

Şüphe burgacında Hakk'ı fikir et

Uyansın girdaplar seni okusun.



Erisin geceler gündüze gel ki

Kalmasın tek engel bir düze gel ki

Secdede Rabb'inle yüz yüze gel ki

Minberler, mihraplar seni okusun.



'Ezel'in, 'ebed'in şifresi sende

'Menfi'nin, 'müsbet'in şifresi sende

Çözülsen de olur, çözülmesen de

Sorular, cevaplar seni okusun.



Aşktan, estetikten, ahenkten yana

Şiir, resim, müzik imrensin sana

Camiler, sebiller gelsin lisana

Hayırlar, sevaplar seni okusun



Bedenin coğrafya, tarihtir dünün

Ayrı ayrı sayfa saatin, günün

Dört kapısı açık dursun gönlünün

Alimler, erbaplar seni okusun.



Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da

Işık, kılavuz ol gittiğin yolda

Kur'an'dan feyz alan bir mektup ol da

Yazdığın kitaplar seni okusun
******************************************************************BULDUKTAN SONRA ARAMA (SENİ ARADIM)



Omuzumda sevda yükü

Yollarda Seni aradım.

Beste beste, türkü türkü

Tellerde Seni aradım.



Girdim yeşilden sarıya

Sordum ölüye, diriye

Çiçeği verdim arıya

Ballarda Seni aradım.



Aşk yalımı girdi cana

Gönlüm döndü gülistana

Gece-gündüz yana yana

Küllerde Seni aradım.



Yorulup demedim, yeter

Hasretin gözümde tüter

Keremden, Mecnundan beter

Çöllerde Seni aradım.



Bahçem çiçek, bağım gazel

Birleşir ebedle, ezel

Ayırmadım çirkin, güzel

Kullarda Seni aradım.



Ulaşmak için rahmete

Katlandım binbir zahmete

Karışıp söze, sohbete

Dillerde Seni aradım.
*************************************************************************
DAĞ İLE SOHBET



Beyaz karlı, kara çamlı iri dağ

Heybet nedir, ne değildir? . De hele.

Geceleri yapayalnız kalınca

Uzlet nedir, ne değildir? . De hele.



Hiç başın ağrır mı, yoruldun mu hiç?

Birine küstün mü., darıldın mı hiç?

Sevdin mi, öptün mü, sarıldın mı hiç?

Hasret nedir, ne değildir, de hele.



Neşeyi ne tartar, gamı kim ölçer

Acı söz yarası kaç yılda geçer

Beklemek sancıdır, ayrılık hançer

Gurbet nedir, ne değildir? . De hele.



Düşlerine aldandın mı uykunun?

Kucağında büyüdün mü korkunun?

Taşınması zor mu zillet tokunun?

Dehşet nedir, ne değildir? . De Hele.



Ormanın var, pınarın var, kuşun var

Dört mevsimde bulut saçlı başın var

Bilmem amma bir uzunca yaşın var

Mühlet nedir, ne değildir? . De hele.
*****************************************************************
DOĞMADAN ÖNCE



Sormuşlar “ezelde aşk var mı? ” diye

Ben kalpten vuruldum doğmadan önce.

İster azap deyin ister hediye

Meçhule sürüldüm doğmadan önce.



Yılmadan ben bana beni anlattım

Günahı tövbeyle yıkayıp attım

Ebed kapısında ölümü taddım

Kefene sarıldım doğmadan önce.



Gönlüme sevdanın güneşi doğdu

Şüphe iklimimi ışığa boğdu

İlk yağmurum Kâlûbelâ’da yağdı

Bulandım duruldum doğmadan önce.



Sevdim, sevgiliye giden yol uzun

Şerbetini içtim ateşin, buzun

Bazen girdabına düştüm sonsuzun

Çok öldüm-dirildim doğmadan önce.



Duydum ki var varmış, yok yokmuş güya

Gerçeği alt etti gördüğüm rüya

Kendi kopyam imiş meğer şu dünya

Düşündüm, yoruldum doğmadan önce.



Ezelde, ebedde aşkı gördüm ben

Mezarda, mabette aşkı gördüm ben

Gazapta, rahmette aşkı gördüm ben

Aşk ile karıldım doğmadan önce.
********************************************************************
DÖNÜŞ


Bunca yıldır bir hiçliğe

Gittim, sana geliyorum..

Yeter artık döne döne

Bittim, sana geliyorum..



Durdum ve düşündüm demin

Baktım bu yol daha emin

Ayrılmamaya bin yemin

Ettim, sana geliyorum..



Gözüm yaşlı gönlüm garip

Yalvarayım dedim varıp

Benliği benden çıkarıp

Attım, sana geliyorum..



Aşk tokmağı değdi örse

Durmam gayrı dünya dursa

Dünden kalma neyim varsa

Sattım, sana geliyorum..



Bıraktım öfkeyi kini

Oldum bir rahmet ekini

Seni sevmenin zevkini

Tattım. sana geliyorum..
****************************************************************
DÖRTGEN



Kul o ki, nefsini yularla güde

Mal o ki, bekçisin muazzez ede

Dil o ki, her yerde hakkı konuşa

Yol o ki, dosdoğru Allah(c.c.) ’a gide.
***************************************************DOSTA DOĞRU



İçimde uzayan her yol

Çıkar gider dosta doğru

Nergis. ıtır, menekşe, gül

Kokar gider dosta doğru



Zamanım yoğrulur gamla

Birleşir sabah akşamla

Ilık kanım damla damla

Akar gider dosta doğru



Gel bende gör, sen gel beni

Durduramaz engel beni

Görmediğim bir el beni

Çeker gider dosta doğru



Beynim fırın, bağrım tandır

Yanarım hayli zamandır

Sevgim bir yavru ceylandır

Seker gider dosta doğru



Ne saklarım ne gizlerim

Yalnızca onu özlerim

Tabutta bile gözlerim

Bakar gider dosta doğru.
************************************************************************

DÜN GECE



Çelik testereyle kestim suları

Yıkadım duvara astım suları..

Düşümde düşüme girdim dün gece.



Buluta yaslandım ışığı tuttum.

Seni hatırladım, seni unutdum..

Kendimi kendime sordum dün gece.



Topladım yolları eyledim yumak

Musalladan gayri görmedim durak...

Durmadan düşünüp durdum dün gece.



Toprağı boyadım otlar ağladı

Oturdum kalkmadım atlar ağladı..

Tuttum yorgunluğu yordum dün gece.



Dertler gecikince gidip yokladım

Yırtık bohçalarda umut sakladım..

Kırgınlık bağını kırdım dün gece.



Şişelerde mahkûm çiçek kokusu

Yağdı yüreğime renk renk korkusu..

Yok yere yokluğu vurdum dün gece.



Ay doğdu, gölgeler çöktü üstüme

Hicran alev alev aktı üstüme..

Gözümü yollarda gördüm dün gece.



Aydınlığa koştum karanlık çıktı

Her sevgi, her vefa bir anlık çıktı..

Güç-belâ ben bana vardım dün gece.



Dosta şiir yazdım 'hatıra' dedim

Belki bir dost gele otura dedim..

Gönlümü toprağa serdim dün gece
*****************************************************************
DUYDUN MU?



Karagözlüm, kavuşmayı beklerken

Ayrılığın vakti geldi, duydun mu?

Beraberce diktiğimiz çiçekler

Açılmadan önce soldu, duydun mu?



İçimde acıdan ırmaklar çağlar

Gözlerim yaş dolu, gönlüm kan ağlar

Tatlı hatıralar, sıcak sevdalar

Hakikatsiz rüya oldu, duydun mu?



Kara talih ile olunmaz yarış

Eğer küskün isen gitmeden barış

Belki son ayrılık, belki son görüş

Kavlimiz yarıda kaldı, duydun mu?



Çok olur dağların karı-kıcısı

Böyle imiş alnımızın yazısı

Bu mevsimsiz ayrılığın acısı...

Ok vurdu sinemi deldi, duydun mu?



KARAKOÇ’um, kalbim yara, dilim lâl...

Ömrümün ufkunu sardı bir melâl

Beslediğim umut, kurduğum hayal

İçime ateşler saldı, duydun mu?
Vurulup tertemiz anlından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna yarab ne güneşler batıyor

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak anlı değer

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi
Bedrin arslanları ancak bu kadar şanlı idi

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazzın
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın

Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o kitap
Seni ancak ebediyetler eder istiab

Bu taşındır diyerek kabeyi diksem taşına
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına

Sonra gökkubbeyi alsam da rida namiyle
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle

Ebri nisana açık türbene çaksam da tavan
Yedi kandilli süreyyayı uzatsam oradan

Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına
Uzanırken gece mehtabını getirsem yanına

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem

Tüllenen magribi akşamları sarsam yarana
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana

MEHMET AKIF ERSOY


Aşk mıdır ki can-ü dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sinemin içre gelip câ eyleyen

Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincirini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen

Aşk mıdır bî-vefâ güller elinden geceler
Inledip bülbülleri tâ subh güya eyleyen

Aşk mıdır eyleyen tîr-i cefâya cân-siper
Mihnet ü derd ü gamı sinemde peydâ eyleyen

Aşk mıdır bir kenân-ebrû nigârın yâdına
Ok gibi bu kaddimi'büküp benim yâ eyleyen

Aşk mıdır fenvi derdi okutup âşıklara
Fasl u babı sinemin levhinde inşâ eyleyen

Aşk mıdır bu Muhibbi sîne sîne dağ vurup
Ahir ânın gözleri yaşını derya eyleyen


Muhîbbî (Kanuni Sultan Süleyman)




*************************************************************************************


geldin ki ıssızdım ne iyi ettin
şiirim bitmişti
sonradan anladım yalnızmışım hem..
bana biçtiğin anlam
soluksuz bir nefeste öyle bir doz
ah ki..
söylediğin güzel
ama kendinsin o yaşadığın şey..
içindeki bir sesim ben
bağırmak istediğin zoraki bir sessizlik
hangi rengi koysam yakışır ya
denk düşmedi mavi
denk düşer başka bir renk belki..
çok seviyorum
anlam zavallı anlamıyor bunu..
başka şeyler mesela
diyor ki
-beni ayrılığa verme
vermem verir miyim diyorum hiç
ne iyi ettin geldin ki ıssızdım hem..

Emin Akdamar

>Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili



Sezai Karakoç/Zamana Adanmış Sözler






SENDE KALMIŞ...

Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim SENDE kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim SENDE kalmış


Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
Aşkın harman olduğu o mevsim, SENDE kalmış.


Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,
Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
Tekmil neşem, sevincim, hevesim,SENDE kalmış

Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
SENDE kalmış demektir, ladesim SENDE kalmış

Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
Aynalarda kendimi göresim SENDE kalmış


SENDE kalmış umudum, saadet çağım SENDE,
SENDEkalmış huzurum, tüten ocağım SENDE,
SENDE hayat kaynağım, duygu membağım SENDE,
Can diyorum sana,can kafesim SENDE kalmış.


Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
Sol diyorum sana sol, la sesim SENDE kalmış


Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,
Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
Kelime-i şahadet getirmem için gerek,
Son diyorum sana, son nefesim SENDE kalmış

__________________
CEMAL SAFİ
-------------------------------------------------------------------------------------

Beni Unutun...


çığlıklarımdan aşağı düşersem belki bulurum seni ıslandığım yangınlarda
kayboldum yaşadığım şehirlerde..

kendimi her bulduğumda bir başkasıyla karşılaştım..
kendimi her kaybettiğimde bir daha bulamadım..

sorma: böyle bize neler oldu!
şimdi ellerimde avaz avaz bir yetim..
ellerim dökülüyor saçlarımdan..

bütün nehirler bana akmak zorunda mı?...
daha nereye kadar s/aklayacağım?
daha nereye kadar taşıyacağım?
daha ne kadar kaçıracağım göğüslerimi emzirdiğim bu çölü?

bu kaçıncı dönüşüm terkettiğin halka?
herkes sana benzemek zorunda mı?...
herkes mi ihanet eder senin gibi?
herkes mi düşer dizlerinin üzerine bin pişman?...

tırnaklarımı yırtıp astığım gecelerde
duvarlara çakılıp kaldığım gecelerde
sesimi tutuşturup boğulduğum gecelerde
bu yürek en çok seni ağladı
en çok seni sildi ellerine
en çok seni unuttu
en çok sana küstü
en çok seni bağışladı



böyle mi olacaktı(k)?
kırık...
dökük...

bütün hüzünleri bana bırakıp ...

hoşçakalamam ki? artık!!

bütün sevinçler senin olsun...

bu dağlar çürür artık...baharlar gelse nolur..gelmese ne olur?

diktiğim iğneler...ektiğim topraklar..okşadığım çiçekler artık meyve verir mi sanıyorsun?

...

bekleme anne
akşamları evine dönen oğlun değilim ben...
beni otur yeniden doğur sen....

bekleme anne
sabahları camdan bakan kızın değilim ben..
beni otur yeniden büyüt sen....

............

dilimde zehirden bir şarkı...
kaç yüzyıldır kendimi kapattığım odamda...
bütün komşulara yüzümü dağıttım...
tanımıyorum artık kimseyi...
beni unutun...
...........

bir kaç yüzyıl daha ağlasam
belki dirilir ben de belki tek bir
...bir tek çiçek!!

Kayıpkentli..11.07.2006...00:00 güneylent/mersin
alıntı
__________________




























































































*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters