---}--}@ Arşivime Hoş Geldiniz,Benim Beğendiklerimi Umarım Siz de Beğenirsiniz... Resimler ve Yazılar Forumlardan Alıntıdır..





Kendine doğruyu söyle.


"Üşendim" de...


"Tembellik ettim" de...


"Canım istemedi" de...


"Yapmak içimden gelmedi" de...


Hiç değilse "yattım" de...


Ne dersen de, ama "imkânım yoktu" deme.


Unutma, iman en büyük imkândır. İmanı olanın imkânı tükenmez. Hatta kimi zaman "imkânım yoktu" demek, "imanım yoktu" demeye bile gelebilir.






Birileri önüne çıkıp şöyle sorabilir: "Falancanın imkânı var, fakat yapmıyor. Neden acaba?"


O zaman diyeceğin bir şey, vereceğin bir cevap yoktur.


İmanın makarrı olan yürek, bitimsiz bir güç merkezidir. Göz ferini, diz dermanını, yumruk fermanını yürekten alır. Tıpkı kaslara komuta eden sinir sistemi gibi...


Başını dik tutan kasların değil, o kasa komuta eden beynindir. Yumruğunu havaya kaldıran pazuların değil, o pazulara komuta eden beynindir.


Gittinse, ayağın değil yüreğin götürdüğü için gittin.


Gitmedinse, yüreğin yetmediği için gitmedin.


Yaptınsa, elin erdiği için değil aklın erdiği için yaptın.


Yapmadınsa, elin ermediği için değil yüreğin yetmediği için yapmadın.


Gördünse gözün olduğu için değil, dahası baktığın için değil, gönlün olduğu için gördün. Eğer gözü olan herkes görseydi, bunca "bakarkör"ün varlığını nasıl ve neyle açıklardık? Eğer göz görmenin yegâne organı olsaydı, gözü olmadığı halde bir çok göz sahibinin göremediği hakikatleri gören kafa gözü kör, kalp gözü açık yiğidi nereye koyardık?


Görmedinse göz olmadığı için değil, hatta "göz bakmadığı" için değil, "gönül akmadığı" için görmedin. Tıpkı yapmadıklarını gönlün olmadığı için yapmadığın gibi. Tarih bir işe baş koyanların, önce o işe gönül koyduklarının şahididir. Unutma ki, baş işe düşmeden iş başa düşmez.


"Yapacaktım ama, kimsem yoktu" deme.


"Kimsesiz" değilsiniz, "kimse, sizsiniz."


(c.c.) var, O yâr. Gerisi olmasa ne çıkar?


Yapacağı işte O'nu hesaba katmayanlar Besmelesizdirler. Besmeleli olanlar, yaptıklarını O'nun sayesinde, O'ndan aldıkları yetki ve güçle, O'nun yardım ve desteğiyle yaptıklarının bilincinde olanlardır.


O, elde var "Bir"dir.


O'nu yanında bilen kimseye muhtaç değildir, O'nsuz olanın kimsesi yoktur.


Görevini yapmak için sağına soluna ve dahi ardına bakanlar, O'nun gözetimi altında olduklarının, O'na karşı sorumlu olduklarının şuurunda olmayanlardır.


"Yürüyeceğim ama, kim gelecek?" deme, sadece yürü.


Yeter ki yürü ve iz bırak. Zamana ve mekâna bir soğuk damga gibi vur ayak izini. Yürüyüşünün tanığı olsun bıraktığın izler. Hiç iz bırakıp da izlenmeyen birini gördün mü? Unutma ki iz bırakanlar mutlaka izlenirler. İzlemeye gönlü olanlar, mutlaka iz ararlar.


Hem, baksana kendine. Sen, senden önce yürüyen birilerinin izini izlemiyor musun? Bunu ancak yolcu olduğunu unutmayanlar, yolculuğu her şeye rağmen sürdürenler bilir.


Zaten yol dediğin, izlerin icmalinden başka nedir ki?


Yolu yol kılan, biraz da senin ve senden önce yürüyenlerin izi değil midir? Zaman ve mekânda var olan tüm yolları, yolcular açmamışlar mıdır? Ve yolun kerameti yolcudan menkul değil midir?


Ve bir de "yapacağım ama, değerinin bilineceğinden umutlu değilim" deme.


Bir kere umut dediğin, imanın öz çocuğudur.


Çocuğuna kıyan, anasını ağlatır.


Umuduna kıyma ki, imanın ağlamasın.


Etrafına bak. Ne kadar umutlu adam varsa, hepsi de bir şeyler yapan, değer üreten, kıymet ortaya koyan kimselerdir. Yani yapanlar umutlu, yatanlar umutsuzdur. Handiyse birinin umuduna bakıp onun yapanlardan mı, yatanlardan mı olduğunu anlayabilirsin.


Hem yatanların umutlu olması hayra alâmet değildir, tabi ki yapanların umutsuz olması da...


Değerini kim mi bilecek?


Bu kaygı sahte değerlere yakışan bir kaygıdır. Sahici değerlere vurulanlar, "Değerim bilinir mi acaba?" diye kaygı duymazlar. Çünkü adı üstünde, değer değerini başkalarının bilmesine borçlu değildir, bu bir.


İkincisi, değer bilenlerin varlığı ve hâlâ bir şeyler yapıyor olmaları, değerin değerini takdir eden birilerinin her zaman mutlaka var olacağının en güzel ispatıdır.










Mustafa İslamoğlu


Eyy RABBİM
Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana aittir
Bizim söylediklerimiz,
Söyleyeceklerimiz
Söyleyemediklerimiz
Söylemek istediklerimiz
İçimizde sakladıklarımız
Suskun bıraktıklarımız
Terk ettiklerimiz
Unuttuklarımız
Fısıldadıklarımız
Hepsi hepsi sözlerin hepsi
Ancak Sana yöneldiği için güzeldir
Şüphesiz duayı dilimize veren Sen sin
Dilimizi duaya çeviren Sen sin
Sözlerin en güzel Sana aittir
Ve sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledir
Eyy ebediyyen bana yakınlığını tattırdığın için
Bana vahyettiğin tüm gerçekler için
Beni hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için
Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için
Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için
Umuduma katık ettiğim tüm hayallerim için
En Sevgini bana elçi gönderdiğin için
Eyy Sevgili
Beni aşkına muhatap ettiğin için sonsuz Hamd Sana
Sonsuz minnettarlık Sana
Sonsuz minnet Sana
Sonsuz şükür Sana
Sonsuz teşekkür Sana
Eyy Rabbim
Tut ellerimden
Sonsuz kudret elinle beni hiçliğe düşmekten alıkoy
Unutulmuşluktan uzak eyle beni
Varlığına komşu eyle beni
Ben acizim dayanağım Sensin
Fakirim ben sığınağım Sensin
Dilsizim sözüm Sensin
Körüm ben gören Sensin
Sağırım ki Sen işitensin
Eyy Rabbim
Sözlerin en güzeli Sana aittir
Ve sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledir
Bu kırık dökük sözlerimi
Bu perişan Sen kabul eyle
Sen güzelleştir
Ki Sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya
Aşkın semasına uçurmuştun ya beni
Elimi Sen dokumuştunya
Hani ele avuca gelmez dokunuşları Sen bahşetmiştin ya bana
Gözüme kendi nazarından ışıklar vermiştin ya
Gözle görülür güzellikler vermiştin ya bana
Yüzüme tebessümü Sen giydirmiştin ya
Tebessüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma
Eyy Rabbim
Yoktum ben Sen var ettin
Unutulmuştum ki Sen sevdin
Sevdiğin için var ettin
Bir Sen sevdiğin için varedildim
Bir Sen beni andığın için ihya edildim
Öyleyse Eyy Rabbim
Varlığımı aşkına armağan eyle
Yak beni aşkının ateşinde
Al beni bu rüyadan
Al beni bu dünyadan
Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle
Eyy Rabbim
Bütün güzel sözler Sana söylemekle güzeldir
Kırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimi
Yıkık dökük de olsa duy yakarışlarımı
Kabul eyle beni
Kabul eyle sözlerimi
Suskunluğumu, dilsizliğimi en güzel dua eyle
Dua eyle dilsizliğimi
Dua eyle suskunluğumu
En güzel dua eyle ki
Sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledir
Dua eyle sözlerimi
Güzel eyle..

  Senai Demirci
Amin...
Alıntı
Goethe nin Peygamber Efendimiz için yazdığı bir şiir..
"Sevinç sevinç berrak
Ve yıldız yıldız parlak
Bir dağ pınarı
Üstünde beyaz bulutların
Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
Aziz ruhlar sallamış beşiğini
Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini semalara
Dağ geçitlerinde
Önüne katar renk renk çakılları
Ve bağrına basar kardeş pınarları
Çiçeklenir ayak bastığı yerler
Ve nefesiyle yeşerir çimenler
Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
Ovaları doldurur gümüş ışıklar
Bir ses yükselir pınarlardan

"Kardeş ayırma bizi koynundan,
Bekliyor Yaratan.
Yoksa bizi çölün kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş,
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbına
Ezelî Deryâ'nın yanına."
Peki, der, dağ pınarı
Kendinde toplar bütün pınarları
Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
Yeni şehirler doğar ayaklarının altında...
Kulelerin alev zirvelerini
Ve haşmetli mermer saraylarını
Bırakıp arkasında
Yürür mukadder yolunda
Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
İhtişamının şahitleri
Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak
Karışır İlâhî ummana coşarak!
"
Goethe 

 http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9333/goethe-musluman-miydi.html
Günlerin demini alamadığı zamanlar vardır.
Güneş doğar gece karanlık perdesini çekmeyi
Unutur şehrin üstünden.
Günaydınlar , bir başka güne ertelenir.
İnsanların neşeli sesleri
Akşama kadar dolduramazlar caddeleri.
Böyle günler uygun değildir aslında başlamaya.

Ama Başlarız.

Günlerin neredeyse hiç yürümediği zamanlar vardır
Bir ağustos sıcağının her yeri kaplayıp
Kurutması gibi durur hayatın akıntısı.
Sadece...!
Bir ağustos böceğinin sesini işitiriz, uzaktan , belli belirsiz.
Devranın döndüğünü unutmamak için , derin nefesler alırız.
Böyle günler , uygun değildir aslında sürdürmeye

Ama Sürdürürüz.

Günlerin ağırlıkları kaldıramadığı zamanlar vardır.

Sözler dibe vurur ; hiçbir maviliğin kaldıramayacağı bir ağırlığa ulaşır.

Sessizlik , seslerin ötesinde bir hayalet gemi olur.

Gider , en gidilmez limanlara demirler.

Böyle günler , uygun değildir aslında konuşmaya.

Ama Konuşuruz.

Günlerin surat asmaktan hoşlandığı zamanlar vardır
Hüzün düşer yüzümüzden ; parçalanır , bin parça sıkıntıya sığınır parçaları.
İçimizdeki her şey , kendini tene vurmanın bir yolunu arar.
Acıyı tırnaklarımızda bile hissederiz.
Böyle günler , uygun değildir aslında gülümsemeye.

Ama Gülümseriz.

Günlerin ince sarsıntılar uydurduğu zamanlar vardır.
Neden olduğunu bilmediğimiz kırgınlıklarla açarız gözlerimizi dünyaya.
Bütün titreşimler bir yerimizi acıtır mutlaka.
Bütün , izler bilmediğimiz bir ateş tutuşturur bir köşemizde.
Çaresiz teslim oluruz.
Böyle günler , uygun değildir aslında kırılmaya.

Ama Kırılırız.

Günlerin diğer günlere benzemediği zamanlar vardır.
Elimize aldığımız her şey pörsüyüp söner.
Biriktirdiğimizi sandığımız geçmiş , ufalanıp gider avuçlarımızda.
"Sonra"da kaybeder anlamını "önce" nin ardından.
Bir mum ışığımdan yansıyan gölgeye dönüşürüz.
Böyle günler , uygun değildir aslında yaşamaya.

Ama Yaşarız.

Günlerin sona ermediği zamanlar vardır.
Kelebeğin ateşe yakalandığı gibi yakalanırız.
Hiçbir şey anlamadan...
Akreple yelkovanın bu nedensiz duruşundan
Hiçbir anlam çıkaramadan...
İpi yeniden bağlayamadan ve çözemeden....
Böyle günler , uygun değildir aslında ölmeye.

Ama Ölürüz...

Alıntıdır...
Birisi ile sohbet etmek canı onun rengine boyar.
Yani insan konuştuğu, arkadaş edindiği kişinin huyunu benimser.
Yıldızlar, gökyüzü ile konuşup
görüştükleri için güzelleştiler; nurlu, güzel bir yüze sahip oldular.


Hz. Mevlana...
Sabretmenin son tesbih taşında yüreğim...
Doksan dokuzuncu taşı elimde sabrın

Korkuyorum o bittiğinde bende bitmiş olucak tahammül..
Yinede son taşıdır sabrın dayandırır beni bir vakit daha bilinmeye..
SONRASI... bilmiyorum sonrasında içimdeki boşluğun yerini neyi eklerim
elimdeki tesbihin yerine neyi koyarım BİLMİYORUM....

SABREDİYORUM İŞTE.. hemde herşeye...
Son taşı sıkıca tutuyorum parmaklarımın arasında.
Kayıp gidecek herşeye hazırlıklı olsun istiyorum yüreğim.
Olmuyor bir insan kendini ne kadar hazırlayabilir bir bilinmeyene...

Düşünmek istemiyorum.. şimdi yapabildiğimce sabırlı olmak istiyorum..
Son taşını elimden düşürmemek için sabrın...

Gayret ediyorum sınırsız bir infilak yaşıyor içim.
Sanki birazdan patlayacak kederinden ve son taşta düşecek ellerimden...

DÜŞMESİN GÜCÜM YETTİĞİ KADAR BENDE KAL BİLİNMEZLİĞİM...
GÜCÜM YETTİĞİ KADAR ve BENDE KALABİLDİĞİN KADAR KAL SABRIM..
Click the image to open in full size.


Sen dur burda ey insan

Duy içinde tutuşan ormanı
Ve yakıştırmasını bil üstüne ey ademoğlu
Usta bir makasla biçilen toprağı.

Erdem Bayazıt
 

Click the image to open in full size.


sen bana neden yabancı gibi soğuk ve uzaksın?
aramızdaki dil çürüdü mü? su gibi duruyordu hani?
su çürür mü?
ben sana bir çığlık gönderiyorum bağırdığımı sanıyorum,
ama sesim çıkmıyor sanki.
...duymuyor musun? neler olduğunu anlamıyorum.
n'olur bana gerçek bir kelime...



Sadık Yalsızuçanlar
 
Click the image to open in full size.

"İnsan, bir mes'ut zâlim, insan bir mağrur cahil;

Tekne kırık, su azgın ve kayıplarda sahil? "


Necip Fazıl KISAKÜREK  
 
Click the image to open in full size.

Vefası olmayan, şefkati olmayan, düşüncesi olmayan, samimiyeti olmayan, gayesi olmayan, cesareti olmayan, imanı olmayan, vicdanı olmayan, güzel ahlâkı olmayan, basireti olmayan, edebi olmayan ve nihayet aşkı olmayan adam olamaz.

Abdurrahim Karakoç
 
Click the image to open in full size.


Biz umudu ceketimizin en fiyakalı yerinde taşırız"

Tarık Tufan
 
 
 
 
Click the image to open in full size.
*******

Followers

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

************
blogger counter

View My Stats *************************************

widget
**************

****************************free counters